Sayfalar

21 Mart 2010 Pazar

NEVROTİK KISIR DÖNGÜNÜN PARADOKSUNDA HER NESNELE VE SOYUTLUĞA SAHİP OLMA TUTKULARININ DÜRTTÜRDÜĞÜ DÜRTÜLERİ


                   PRİMİTİF tekno donanımlı insan , düşmanca ve saldırganca eğiliminlerin sarmaladığı davranışlardan ,insan olabilme farkındalığına bir sıçrama yapabilir mi ,öz seviciliğinden sıyrılarak.
               
                   düşmanca eğilimlerini tanımaya ve bu sorununu kabul etmeye başlayan insan ,davranışlarının kendisi için ne denli zararlı olduğunu görmeye başlarsa ,bundan duyacağı rahatsızlık ve haksız olduğunun kanısına varacağı noktaya düşeceğinin yansımasını düşünerek,bu öz eleştiri fikrini her daim kendisinden uzak tutmak isteyen davranışlara sarılır .
             
                    içimizdeki hayvanın ,vahşi davranışlarının ölçüsüzlüğünde ,hiç bir kuralı tanımama ve bir dur diyenin olmayacağı düşüncesi ile düşmanca yaklaşımlar olarak algıladığı tüm dışsal tepkileri ile saldırmada hissedeceği rahat olma hissi ,kendi öz benliğinden uzak vahşi davranışlara dönüşen bir güdüyü arsızca motive edecektir .
             
                    öz severliği sonucu ; kendi içselinde görkemli ve düşünemediği kadar sınırsızca heybetli fakat dışsallığında ezik ,saldırgan düşmanca eğilimler içerisinde olduğunun yansımasının bilincinde olmadığı bu insan kendisinde gördüğü görkem ve büyüklük duygularına ulaşamadığını düşündüğü bireylere küçümseyici bir açıdan bakar .
                fakat bu davranışlar içerisine girerken de bu tip insanlar da ;kendi nevrotik sorunlarını çözümleyemezcesine bir durum yansıtır ve ters orantı ile de düşmanca eğilimler içerisinde zannettiği bireylere de öğütler verir.kısıtlamalar getiren şartlarla kişilere sözlü yada davranışsal olarak tehditler de savurur
             
                    bu yapıdaki insanın ; kendi kısır döngüsünü görebilmesi, algılama duyularının kendi öz eleştirisini yapabilmek anlamında açık ise mümkün olabilecektir ki ;bu duyguların körelttiği düşmanca eğilimleri imkansız kılmaktadır......
             
                   kısır döngü içerisinde ki , bu kişinin ;tarz olarak benimsediği ve tecrübelerine dayanarak geliştirdiği ,kendi kendisini anlamaktan kaçınma mekanizmaları kendi bozuk davranışlarını nasıl işlediğini anlamasında hiç bir süreçte gelişim göstermeyecektir.

                    sonuç olarak bu kısır döngümüzü kırabilmek için öncelikle farkına varmak ve farkına vardıktan sonrada . bu davranışları yok edeceksek ; bu hamlede açığa çıkan boşluğun yerini doldurabilecek nesnel yada olgusal davranışlarla yer değiştirecek yada açığa çıkan boşluğu doldurmak anlamında ki bir girişim ile olabilir ki .
                ne olabilir..? bu açılan boşlukta doldurulması zorunlu olan açıklık .?

                şu olabilir belki de insan olmak adına ilk atacağı adım insanları sevmekle başlayabilir ,yalnız özseviciliğini bir seviyede tutması gerekmektedir .bu seviyeyi aynı derecede devam ettirir ise aynı kısır döngüye giriş sendromu yine kendi nevrotik durumuna sokacaktır.

                 çevreninde bu yansımalarına alkış tutması yerine, en sevdiği kişilerin tatlı ve yapıcı bir tarz ve yumuşak bir üslupla kendisine ,ufaktan ufaktan sözlü yada davranışsal ifadeler ile hissettirmesi en başta gelen ikincil davranışlar olmalıdır.
           
                 ikincil davranışlarda kişinin kendi özbenliği ile benzeşmeyen zıtlıkları vardır .

                 kişi istediği zaman insancıl olabilmekte ,istediği zamanda hayvansal güdülerinin dürtüsüne dürttürülmektedir.

                 bu dürtülme bazen ya dürttürme yada dürttürülme olarak kişiyi farklı farklı çukurlara ittirirler .
                 bu çukura giren kişilik üzerinide kapatırsa osho nun egolarıyla ,sigmund freud da gelse çözülmez artık.

16 Mart 2010 Salı

İLK BİLGİN LEONARDO DA VİNCİ ve HAYRANLIĞINA KARŞI GELİŞEN TERS FİKRİ ORANTIM


                       Hayranı tarafından iyi bir inceleme ve gözlemi sonucu oluşturduğu bu eserde yazarın hayran olduğu noktayı tam olarak kavrayamadım. .daha çok sürekli vurguladığı çağındaki eğitim ve bilim yetersizliğinden dolayı da vinci deki kendisini geliştirmesine olan hayranlığı şeklinde idi .

                        Ve da vinci kendisi ile ilgili herhangi bir not bırakmamış .kendisini tanımlayan bir yazı yada biri ile konuşma şeklinde .devamlı şekilde çağındaki bilimin yetersizliği ve buna rağmen kişinin kendisini çok iyi bir şekilde yetiştirdiğinden bahsediyor fakat tamamlanmış bir eseri yada tam olarak resimleri bile yok.
bir insan hem tıp alanında ,hem mühendislik alanında ,hem astronomi alnında,hem felsefe alanında, hemde sanatsal alanda başarı gösterebilir mi..?

                         yazarın araştırmalarında ,eline geçen sayfalar halindeki notlar ve çizimler sonucunda bu yanılgıya düştüğünü gördüm ve sadece çizimler vede yazılar var, gerçek alanda uygulanmış bir nesnel yok.
bir sanat işi verilmiş kendisine bitirmesi dahilinde eline geçecek şartlarla ilgili bir anlaşmada yapmış ve bu işi yarıda bırakıp kaçıp gitmiş ki bu eseri tamamlamış olsa tarihte adının anılabileceği bir fırsat olabilecekken tamamlamadan kaçmış yani onu resim yada başka alanda bir başarıya imza atarken tanıklık etmiş kimse yok.ve hayranlık duygusu hala devam ediyor yazarın.

                   monaliza yı resmederken kimse görmemiş mona liza nında kim olduğu belli değil diğer sergilenen eserlerininde kime ait olduğu pek belli değil.

                 yaşadığı çağ ve bulunduğu ortam olan floransa da zaten tüm aristokrat ve kültür düzeyi yüksek insanların yığıldığı bir şehir de yaşamış .

                30 yaşına kadar hiç bir eğitim almamış sadece dedesinin öğretileri ve otuz yaşından sonrada bulunduğu ve çalıştığı ortamın etkisi ile konuşmalar şeklinde ki sözleri dinleyerek kendisini yetiştirdiğini düşünüyor yazar ve buna da hayran.

                 yine yaşadığı çağda halk hastalıktan kırılıp geçiliyor ve aristokrat burjuva da gösteriş ile beraber gelen sanat arzusu ve yunan bilimine duyulan hayranlık ve yine eşcinselliğin gizli bir şekilde şehirde yaşanan bolluğu ve da vinci ninde parlak ve güzel bir genç olmasından dolayı konuyu ilişkilendiren yanı .

                 tüm kitabı okuduktan sonra zamanının önde gelen aristokrat erkekleri ile yaşadığı cinsel birliktelikten edindiği karşılık olarak şu anda eserleri olarak gördüğümüz kendisine ait olmayan eserlerin yanlış yansıması
             
              yazar eline geçen da vinci sayfalarındaki çizimler ve yazılardan yola çıkarak hayranlık duygusunu sıklıkla belirtiyor .


                o çağda da eşcinsellik kabul görmeyen bir seçim olduğu için elbet ki evli olan toplumun önünde giden kişiler bir şekilde da vinci ile yaşadıkları beraberlikleri sonucunda kendilerine ait olan bu bilgileri ve yazıtları bir şekilde ona bırakmışlar diye düşünüyorum.

                da vinci beraber çıraklık dönemi yaşadığı arkadaşı ile aynı ortamda birisi hiç olmamış gibi geride kalır da;diğeri alır başını gider mi sanat alanında .

                ve diğer iş arkadaşı olan, da vinci den hiç mi bahsetmez. aynı yeteneklerde ise.ve bulunduğu yerde meslek olarak edindikleri ressamlıktan para kazanma yolu var iken herhangi iş alıp ta bitirmiş değil .bir şekilde geçim sağlanmalı en azından kişide bu ressamlık yeteneği var ise .

                bir noktada freud un eleştirisi haklı gibi da vinci hakkında .bir kavramı yanlış kullandığı için freud un eleştirileri gerçekliğini yitirmiş ama yazarda oluşan bu hayranlık duygusuna karşıda bu türde yorumlarım gelişti

14 Mart 2010 Pazar

ARDIŞIK TANIMLAMALARIN ZİNCİRLEME SİRKÜLASYONUNDA YIRTIK DONDAN ÇIKMA SENDROMUNU İRDELEME ENGİZİSYONU


                  anlamların ,kavramlarla sarmallaşmasının reaksiyonundan açığa çıkan, felsefik yapıya dönüşen ,normal normlarının dışında devingenleştiği yansımaları olduğu sanılan cümle kalıplarını ,alt kültürel sabit değerlerde analiz etmeye girişiminin geri tepkimesi sonucu ;bir üst kültür eleştirel değerlendirmesine alınmış yansıtması aslında, bir üst kültür ve alt kültür içerisinde değişkenleşen sürecin farklılaşma karmaşasımıdır ...?

                 aslında türeyen bu davranış çeşitliliklerinin ,nedenselliklerine inmeden görsel yansımasını yırtık dondan çıkabilme yada yırtık dondan çıkma şeklinde deyimselleşmiş tanımlama ile ifade etmeye çalışmanın kolaylığı ile ; üst kültür varsayımına duyulan özlemde ki içsel çekimin .sabit değerlerde çakılı kalmış bireylerin nazarında bu şekli ile algılanmasına etken olan ,çağdaşlaşma sürecindeki küreselleşmeye zorlayan baskısına karşı durul biçimini ortaya koyma aptalsallıkları mıdır .?

                 verimsiz getirisi olan bu davranışlarda , doğduğumuzdan bu yana örgülediğimiz kişilik potansiyelimizi oluşturan merkezden uzak davranışlarımıza gerçek anlamda bir dur çekip ;her hangi bir zamanda yeniden doğmayı seçip kendi özseverliğinden çıkan düşmanca eğilimlerle bezenmiş meydan okuyuşuna karşı çıkmayı içinde bir zorunluluk olarak hissedebilir mi .?

                  nefret ,korku,acı,savaş ve umutsuzlukların örgülediği fikir yapısının davranışlarda etmen olma nedenlerinin,yanlış anlaşılma olumsuzluğuna götürecek etkenler olarak düşünebilir miyiz ..?
genel anlam da mesajlar içeren cümle örgülerinin ,yeni biçimlerine karşı geliştirdiğimiz ön yargılarımızı bir noktada durdurup ;geleneksel yapımızın çağdaşlaşma sürecine giren toplum içerisinde yerimizi alma adımında bir öz anlama ve içine sindirme gereğini hissetme dürtüsünü bilinçaltımıza yerleştirememe mantığından kurtulabilme olasılığı imkansız mıdır..?

                   kendi içselliği ile barışık olmayan bireyin kendi varoluş sorumluluğuna geçerli sayılabilecek doğrusallıklarla iç içe uyuşan var olma nedenini anlayabilmesine engel olan özseverliğinin düşmanca eğilimlerle algıladığı ön yargılarından sıyrılıp ta ;kendisinde olumlu davranışlara doğru gelişim gösterebileceği değişime ; ne oranda engel olmuştur ,hayvansal dürtüler barındıran bu davranışlarına ...?

                  düşmanca eğilimlerinin gittikçe sıklaştığı dönemde kişi ;bir buhran geçirme süreci başlatır ve bu süreç suni dir .bu olumsuz davranışlarını kendisine ait değilmiş yansıtmasına girebilmek için uydurduğu sudan bahanelerdir ,sessiz sakin ortamlardan duyduğu bir nefret barındırır içerisinde . bu nefretin olumlu iletişimler kurabilen bireylere doğru çevirmesinin asıl nedeni ;kendi içinde düşmanlaştırdığı duygularının kendi iyi yanlarını ortaya koymasına engel olması şeklinde de söyleyebiliriz .

                algılamaların birikimlerle bileşkenleşen yanları vardır .birikimler belli bir noktaya geldiğinde kişi yeterli olgunluğa ulaştığını düşündüğü anda .olgunluk süreci gerilemeye başlamıştır .olgunluk belli bir noktada durma gidişi değildir .devamlı bir sürekliliği olan, durağan olmayan, değişen toplum içinde hatta küreselleşen dünya içerisinde ona paralellik gösterebilmeyi de kapsar .kişi bir nokta da durupta çevresini algılamaya çalışırken kendisini geçip gitmişlerin davranışlarında ve fikirlerinde bir yabancılaşma görür .bu yabancılaşma kişinin kendi özbenliği ile dir aslında. durağan olmayı seçmiş ,belli kriterleri düşünce yapısı olarak benimsemiş ve bu kabul ettikleri hakkında hiç bir gelişim göstermemiştir .fikirler yada ideolojiler bile değişim sürecinde iken bu çakılı kalmak niye ki ...?

8 Mart 2010 Pazartesi

ORTAMLIK KONUŞMA ÜSLUBUMUZ İLE İÇİMİZDE KONUŞAN DÜŞÜNCEMİZİN ÇELİŞEN KARMAŞASINDAMIYIZDIR..?


               yoksa düşündüğümüz gibi de konuşabilirmiyiz..? ya da yapay üslup içinde mi belirleriz konuşma tarzımızı ,ortam değişkenlerine göre.?

               çağdaş toplum kurallarını görsel trip davranışlarında özdeşleştirme çabasında olanlar içlerindeki ilkelliklerini nereler de açığa çıkarırlar..?

                bu bir nevi pot kırmak mıdır..?

                düşündüğü gibi akabilir mi sözcükler dillerinden ..?

                yoksa bir yontulma sonunda mı son şeklini almaktadır.?

                gerçek yansımayan davranışlarda ki sahtelik, anlamına giremediği cümlelerin şekline ters tokat vurma çabasında iken mi gösterir kendini..?

                konuştuğum yada yazdığım ,tarzım ile düşündüklerim bir dir demek ne kadar doğrusal yansı içerisindedir.?

                bu önermenin arkasına saklanmak ne gizlemektir aslında yoksa düşündüğüm gibi konuşamam yada davranamam demek cesaret mi isteyen bir davranış biçimidir..?

               pozitif enerji yoğunluğu içinde görünen davranışları.söylemleri ve yaşama şeklinde olanların düşünceleri de aynı paralellikte olabilir mi .?

               bir istisna mıdır.? yada genelleme içine girebilir mi..?

             sahte düşüncelere verilmeye çalışılan anlamlarla oluşturulan cümlelerin sahte cazibesi olacaktır ..yalancı gülüşler ,yalancı mimikler yapmacık kalırken .kibir ve gururun ağır gölgesi tüm ağırlığıyla çevresinde konuşlanır.

               o tüm çıplaklığını sunduğunu zannettirmeye çalışırken yüreğinin her zaman kirli izi kalır tüm yürüttüğü sahteliklerinde.

               belkide bir karmaşa yoktur sadece çelişen ortamlar arasında geçiş yaparken ki aldığımız görsel davranışların yansımalarına verilen anlamlardır farklılık gösteren.

               konular hakkında yorumlar belirtirken savunduğumuz fikirleri ne kadar da kendimize aitmiş gibi bir görüntü oluştursak da yine bu tutumlar düşüncelerimiz içerisinde, çoklu çelişkili ifadeler ile farklı önermeler içerisinde değişkenlik gösterir .fakat biz bunları her daim içimizde tutarak çizgimizin dışında bir farklılık göstermemesi için olabildiğince saklı tutma çabasında oluruz ve gün gelir ki bu tutumumuz monoton döngüsüne  girdiğinde dahi asla dışa vurmama inatçılığını da sürdürecek bir kısır döngüyü sürdürürüz .çünkü bizi korkutan bir iç baskı vardır kendi kimliğinin dışında bir çizgi çizme korkusunun sabit fikirli devamlılığıdır .ortamlık konuşma üslubumuzu etkileyen bilinçaltımızda yerleşmiş derin etkisi de vardır toplumun farklılaşan davranışlarının.

                toplum davranışlarının bilinçaltımızda çizdiği kriterlerinin derin etkisi ,alacağımız tepkilerin orantısıyla da farklılık gösterdiğinde, kişiliğimizde değişken ortamlara uyan bir çizgide ise zamanın değiştirdiği ortamsal davranışlar içerisinde de davranış yeniliklerine gireceğimiz bir kırılma noktası oluştuğunda, bu kırılma noktası ince hesaplara girmeden direkt bir yansıtma içerisine odaklanacaktır

                 oluşum gösteren her türlü yeniliği olduğu gibi yansıtacağızdır ki yapımız bu formatı destekliyorsa :bir takım göndermeler içinde iken kişilerle konuşulan konuların arasında onlarla yapılan alayların karşısındakinin farkında olmadan sürdürmesi de ve buna katılan kişininde hangi sularda yüzdüğünün bilincinde olmaması ve ona yön veren kişinin de kendi egosuyla çelişen bir davranış bozukluğu reaksiyona girdiğinde düşündüğünü direkt söylemeden ve hissettirmeden davranışını sürdürebilir .kendine cephe aldığı tarafı ile içindeki doğruların analizsiz yönünde gitmekte olacağı için karmaşasını da çözümleyemeyecektir.

                 ortamlık konuşma üslubu diye bir kavramı ne için kabul edemeyiz .?

                  yoksa kendimize ait olmayan bir dil yapısı kullandığımız için olabilir mi .?

               dışsal yansımızın gizli  içimizle zıtsal çakışmaya girdiği zamanlar da olmaktadır ama önemli olan kişilerde uğratabileceği hayal kırıklıkları yoksa içi başka dışı başka bir insanın kendine ihaneti olan iç çatışması kendini tüketir ne kadar da umursamaz görünse de :)

               konuşan kim.! içimizdeki kendimiz mi..?

                 yoksa çevresel yada ailesel etkilerle edinilmiş bir kişiliğin negatif uzaklıkları mı kendi ile yabancılaşan ...?

                kim ki ..?ego olarak kazanılmış dizginsiz tutkular mı..?

               yada ön planda sergilenen gövde gösterilerimi ?

               ne çılgınlaştıran ..? sımsıkı tutamadığımız duygularımız mı ..?


               konuşan kim..? kim bu içindeki yabancı..? kim bu seni bu kadar insan olabilmekten uzakta davranışlara boğan ..?kim..?kim..?

               kişinin özbeni ile görsel kişiliği arasına çektiği perde yada bu çok kalın bir nesnel ise duvar da diyebileceksek bu nesnelliğe . kişi değişime açık olmayan sabit fikirler içerisinde örgülemişse, tüm esneyebileceği noktaları ,elbet ki; hiç bir durum da kendi iç sorgulamasını yapmayacak ve böyle bir düşüncenin olabilirliğini reddedecektir.

              çünkü kişi kendisini soyut kavramlardan olabildiğince ayrıştırmıştır .görsel olarak soyut kavramlardan dem vursa da bu kavramların anlamlarını iç çatışmasına sokmamaktadır aslında .ve tutarsız davranışlar içerisine sokmaktadır zihnini ve kısmende olsa bu tutarsızlıkları az bir oranda yansıtmaktadır .

              görsel davranışlarında popülaritenin en son noktasında ki oluşumları her zaman konuşma zemini olarak sunacaktır ve bu girişimde katılımın olacağı yada olmayacağı zamanlarda olacaktır.

             katılım olduğu zamanlarda kişinin psikolojisi tavan yapacaktır ve kabuğuna sığmayan hareketler içerisinde sevinç tepkileri ile şımaracaktır.

            katılımın olmadığı zamanlarda ise kendince geliştirdiği davranış anormalliği içerisinde tarz olarak oturttuğu çakma nick lerle saldırı yaparak bir iç rahatlama yoluna gidecektir.

7 Mart 2010 Pazar

KALAS KAFAMIN BUDAKLAŞMIŞ SABİT REAKSİYONLARINA ÇIKARDIĞIM TEPKİMELER


küresel yansısının değişimine kurban olduğumun etkileşimi.toplumsal birleşimleri nasılda farklılaştırırken başka bir döngüsüne eviriyorsun.

ben gelişmem ben değişmem ben kalasım derken yani diğer anlamda sabit fikirliyim değişimsel döngü de bilmem ,bilsem de yapmam derken. girdiği yansısal etkileşimin reaksiyonundan değişkenleşen yanını bile farketmeyen yurdum maho su.sen; sabit fikirliliğim içerisinde aynı baltayım. derken bile değişimin ayrıntılarda başladığının nasıl farkına varacaksın. bu bir döngüdür değişmez ve dur durak bilmez. o değişir gider değişirken de etkisini vurduğu yansılara karşılık gelenlerde başlatmıştır döngüyü. belki sende anında görselleşmez belki fikirlerin yine sabit gibi durur ama ayrıntıları hızlı algılayanlarda hızlı olur bu değişim. kalas biladerlerim de ise ağır ağır olur ama tekerrür devam eder .

bu bi tekerlektir döner durur sen önüne de atlasan dur lan filan desen , dönme diye; o seni de alır altına ve diğer taraftan çevirmeye başlar. sen karşı durduğunu zanneder iken bi ton dönmüşsün bakmışsın ki bi mücadele içinde iken karşı olduğun şeyin ( azimle yırtınan idea ) savunucusu olmuşsun ve tekerlek dönüyor ve sende onun dönmesinde moment etkisi yapıyorsun yaparken bir de sana karşı duranları algılamakta zorlandığını düşünüyorsun.
hayat yoksa ;
--psikolojik ruh gelgitleri arasında zıt kutupları olduğunu zannettiğin özbenine bir çemkirmedir...?
--düşmanın olduğunu düşündüğün yeldeğirmenlerine geliştirdiğin iç savunman mı .?!

yoksa ları çoğaltılabilecek cümleler zenginliğimi..!?

aslında hayat malzemeleri bol oldukça fikirleri habire savurtulabilecek bir ham madde ve ürünleri de işte bunlar ..!!!!!!!!!!!!!!!!!!

5 Mart 2010 Cuma

UÇURUMSAL FARKLILIKLARIN İZAFİ DÜZLEMDEN KUŞBAKİŞSAL İZLEKLEDİĞİM FARKINDASILLIKLARININ FARKINI FARKETME FARKLISALLIKLARI


bir çöp arabası arkasında asılı durup insanların artIksal yığınlarını bir sanat eseri edası ve titizliği ile duygusal yaklaşımının kattığı içsel değerleriyle kutsallaşan çöp poşetlerinin anlamlar yüklendiği nesnelliğinin son yolculuğunda kazanacağı yeni yeni ortam ruhunu soluyacağı ufka doğru, leş kokusu sarmış çöp kamyonunun içine yerleştiği noktada.
ve o anda da mercedesi ile oradan geçmekte olan engin bir maganda bayanın akşamdan birikmiş sigarasının ziftli yığınsallığının akciğerinden boğazına tırmanışının sürekliliğini hızlı bir müthiş refleks hareketi ile çöpçünün anlamlı ilginç bakışları arsında hark hurk seslerinin çalkalandığı kokuşmuş ortamı yırtan tizi ve bası ile beraberinde getirdiği eko ile balgam tortusunu hiç bir özen,itina ve bir nizam içermeden çöp kutusunun bulunduğu ortamında kutsallığına önem vermeden tükrük bezlerininde salgılayabildiği kadar sıvısının yardımı ile püskürtmesinin etkisinin özgür davranışında çöpçüde büyük elektriklenmeler yapmasının çöpçüye derin bir aşk kırıntıları değil de :kırıntıların tamamına eriştiği anda.

iki taraflı etkileşimler barındırmayan tek taraflı platonikleşen aşksal bir durum halini almaya başladığı bütünlüğe doğru giden aşk polemiğinde farklısallıkların uçurumsallığına doğru hızlıca itme kakma durumunda kendini açıkça gösterecektir.
duygular bütünleştikçe ama tek taraflı ise de bir hesap makinesi bu farklılkları matematiksel işlemlerle çözecektir ve uçurumsal farklılıklarda ortadan kalkılacak bir ön sıçrama yapılacaktır.
içinden çıkılamıyan aslında kendi karmaşıklığımızdır .yalnız düşüncelerin uzun zamanlar içinde yayılan geniş görüşleri vardır bu görüşler ta içimizde oturmuş beklerken hep üstlerine çektiğimiz brandalar vardır ,o brandaların altından seyredemeyiz dünyayı ve algılayamayızda her şeyi, var olan yok olan kendimizken kaybolup yok olanın branda olduğunu zannederiz.
farklıkların özümüzden türettiğimiz ikinci söylemleri birinci olan içimizdekilerle deli dolu kavgalarının çoğalan isyanından kaçan söylemlerini basitleştirirken ,sözlerin bazen hırçınlaşıp yönetimimizden ayrık seyrinde başı boş didinmeleri her türlü olumsuzluğu genişleten etkisini çoğaltırken akıp giden sürekliliğin orta yerine çaktığını düşündüğü kazığın halüsülasyondan ibaret olduğunu görmedikçe yırtınan kelimelerin havada toz bulutu bile oluşturmadığını görememenin izafisinde çakılı seyredecektir.
uçurumsallaşan farklılıkları oluşturan zihinlerde farklılık etmenleri sarmalamış etkileri ile dolanıp durur yalnız gezendir, toplum içerisinde iken .

yapayalnız görsellik sarmıştır, maddenin çokluğundan türeyen nesnellerin etkisidir, bireyselleşmeden toplumsallaşamaya çalışan yanımız.
uçurumsal farklılıkları içimizde oluşturduğumuz kısır döngümüzle yoğururuz ki ;gittikçe de uzayıp sünen nevrotikliğimiz olduğunun farkında olmadan ,kısa saldırılarla hiddetleşen yanımıza getirdiğimiz şiddeti görmeden uçarız kaos boşluğunda .

yörüngesiz ve amaçsız savrulmuşusuzdur. bir o yana bir bu yana ....

öfkemizle büyütürken insan olamamının negatifleşmesine ,bütün davranışlarımızın kaoslaşan paradoksun da oryantal oyunlarımızla , raksederiz .

( çöpçü ne alakaydı ki. iş olsun işte )

ZİHİN GÖÇÜM....................


kendini tüm sosyal ortamlardan görsel olarak uzaklaştıran insanın beyin evinde bir odalık mekanında yalnızlığını sorgularken ,sosyal olguların davranış biçimlerine getirdiği açıklamayı sıra sıra dizdiği farklılıkların,yığınların oluşturduğu bütünlüğün,karmaşık görünen iç devinimlerini ,farklı mantıkların farklı değişkenler içine girdiği rollerin;basit yada karmaşık görünen çizgilerinin netleştiği noktalarda bir amacın yada amaçsızlığın sürüklemesini tarihin tekerrürüne iliştirme yakınlaşması bazende dengesiz ölçülerin özbenle kopuklaşmasını bir nedene bağlama sonuçlandırması kimi zaman en başa döndürmesi ile döngüleşen fikirlerin tutulmaz yanlarını yakalamak için koşturmaca ile geçerken;


bir yanda da : kendini sosyal ortamın en merkezine kitlemiş bireyin ,yaşadığı ve koşturduğu tüm aktiviteleri ,yaşadığı çağın tüm görselliğini yansıtırken ,zihninde yalnızlaştığı beyin evinde sınırları olan dört duvarı ile kendini yaşayamadığı sıkışık benliği vardır.

çabaları ve toplumsal hedefler için koşturan bireylerin, kendilerini yaşayamadığı benliği küçük çocukluğu ile oturmuş bekler.
üzerinde durduğum bireylerin küreselleşme ile değişkenleşen yapıya girerlerken de kendi özbenliğinden uzaklaşan yabancılaşma ile beraber bulunduğu toplumların oturmamış yapısı içinde bir karmaşıklık da kendilerini kapital anlamda bir nesnelliği hedefleyerek bilinç ve iç sorgulamadan uzak hayvansal dürtüleriyle yaşamaya başlayan teknolojik ilkel bireyler olduğunu anlatmak istedim.

düşünsel fikirleri reddedici sadece görsellik üzerinde ağırlaşan yapılarının peşinde koşturuyorlar.

insanların bir arada toplandıkları dostluk çemberi sohbetleri geride kaldı . tarih bu sefer eski tekerrürünü yapamayacak. çünkü; fikir konusunda bile hazırcı olduk. önde gidenlerin ağızlarından çıkanlardan başka tekrarını yapmayan fikirlerin kısır döngüsü ile örülü bir yaşam platformundayız şu anda ve sonuçta belirsizlik görseli ve imkansız gelen düşüncelerin olabilmesi olasılığı çok zayıf bir ihtimal diyebileceğim
hayvansal güdülerin ön plana çıktığı alanlarda kendimize ait olmayan parçaları sunduğumuz yansıması mı olmaktadır.??

bencilce davranışlara girdiğimiz durumların çirkin görselliğinde hangi katkılarımız ağır basmıştır .?

hangi nedenler gerçeklik ifade edebilmiştir sahteliklerde ..?

bahanelerse daha ne kadar koruyabilir kaçtığımız kendi özbenliğimizden .?

KÜRESEL DEĞİŞİMİN DENGESİZ YAPILANMASIYLA KAOS A GİREN SOYUT TOPLUM SORUNSALINA ALTERNATİF SUNU OLARAK QUANTUM TEOREMİ


teknolojik gelişimin sarmaladığı kitleleri ; ciro amacı ile yeni ürün sunumlarını son sürat tüketime zorlanan dirençsiz kitlelerin düşünsüz kabullendiği şartlanmalarıyla sürüklendiği alışveriş çılgınlığı görsel davranış şekilleri olarak kalıplaşırken kişilikler de, bilincin kökleşmeyen inancının yüzeysel tutunmaları kırılgan ve kaygan bir zemin üzerine temellenir .

yansıtan ve içinde özümsemeyen yapay kişiliklerle soyut toplumu ; sahte toplum imajına sürükler.

bireysel ilişkiler gittikçe bağını koparan değişimine girer ve kalabalıklar içerisinde yalnızlık çekmeye başlayan hissini bastırır insan ve psikolojik yapılanmasında psikoz durumuna girer birey.

sermaye sunumunun dev dengeleri de rekabet ortamında aşağı yukarı dalgalandıkça yansısı ekonomik denge üzerinde temellenmiş bireylerde gelgitli psikoz durumlarını tetikler ve bunlar içe bastırıldıkça biriken psikoz bozukluğu farklılaşan kişilik yapılarını değişik alanlarda sapıklaşan yada özgüvensizleştiren sunularıyla farklı farklı açığa çıkarmaya başladığı dönemleri gözlemleyen sermayenin çözüm sunusu yansısı algılanan QUANTUM teoreminin dalga dalga yaygınlaşmaya başlandığı bir dönem içerisindeyiz .
kendi kendine mutluluk ve hedef şartlanması telkini verme gazı felsefesi ile paradokslaşan soyut toplumun çıkar yolu olarak kabulleneceği bu düşünsel ideasının temelsiz olması uzun süreli bir çözüm olmayacaktır.

küresel kriz in etkileri değişim içerisine giren farklı yapılanma sürecinde ki toplumların kökleşmemiş yeni temelleri için bir süreliğine anlık geçiş yaptırsa da yapaylıktan öte gidemeyecektir.

sorunun kaynağından uzak çözümler ile her zaman insanoğlu uğraşırken akıp giden zaman içerisinde en küçük rolleri ile her olumsuzluğu bir şekilde kabullenerek zaten sürdürecektir.

fakat bireylerin artık bu süreci atlatmalarında zorlanacakları korkusu ile üretilmiş felsefik teorem yansısı ; yerküreyi inandırmaya zorlayan bir dayatma ,sürekli güncel olarak kişilere sunulmaktadır.

ve kendi kendine telkinlerle insanlar inandıklarıyla , inanmaya zorlandıkları arasında bir köprü kurabilecekler mi yada gittikçe uçurumlaşacaklar mı göreceğiz ..

4 Mart 2010 Perşembe

POLİTİK SÖYLEMLERE GİRME SENDROMU VE BU SENDROMUN ÇEVRESEL ETKİLEŞİMİ.


öncelikle bu tarz söylemler içerisinde bulunmak ve bir taraf tuttuğunun yansıtması kalıbına girdiğini ispatlama çabası hangi psikolojik sıkıntının dürtmesinden doğmaktadır ..???
toplum içerisinde ön taraflara kendini çıkarma mantığıyla ,farklı kişilik yapısında olduğunun resmini çizerken de herhangi bir politik düşünce ve duruşunda olduğunu gösterme çabasına hangi tanımlama daha uygun olabilir ..??
bu söylemler içerisinde iken de kendi bulanıklığının yanlışını görmeden çevresine olan tepkileri de sendromunun puslu bakışları olabilir dar açılı dünyasında ki.!!
politik söylemlerle kedilerini ön plana çıkarmaya çalışanların da aslında savundukları objelerin kendileriyle barışık vede karışık yapılanması var mı acaba .??
yoksa iş olsun torbamı dolsun mudur .dostlar politik söylemler içerisinde görsün de bunda aydınlanma işıkları var geceleri lambaları yakmayalımda onun ışığında aydınlanırız da enerji tasarrufunda mı oluruz desinler diyemidir .??politik söylemler içerisine giren kişiler arkadaşlarımız ve yahut eşimiz dostumuz olduğunda kurdukları cümlelerin kendilerinden uzak bir rantın ''şakşak'' çılığını yaptığını görmenin görseli gözünüzden düşen kaybı olmaz mı ..?
düşünce söylenir amenna ama birileri cebini dolduracak ve savunduğun insanın düşüncesini ve yapacaklarını bilmeden bir duruş içerisinde kendini göstermek ne kadar anlamlı olabilir ....??
politik söylemler içerisinde iken hararetli bir şekilde savunucu görüntüsü çizen karakterin tüm hakaretlerinden,saldırılarından dingin bir deniz sakinliğiyle eş dost arkadaş kavramlarını sessiz sakin insanlarla ılımlı bir ortamda yapıcı ve olumlu ruh hali içerisinde duygusal bir karakter rolü çizmesinin kişilik bölünmesinde ince bir çizgimi çizmektedir yoksa alışagelmiş bir karakteristlik midir herkesin benimsediği ...???
yada bu politik söylemler içerisinde kendini göstermeğin sosyal statü içerisinde bir ben çok okumuşum, çok bilmişim kendimi aşmışım ,insanlık üstü değerlere ulaşmışım görüntüsünü verme çalışması mıdır .??

tabi ki bu davranışlar içerisinde iken ummadığı şahıslardan da olumsuz tepkiler gelince kaçma bahanesi de konunun orada kilitlenip kalması düşüncesi ile sıyrılması mıdır tüm düğümlediğinin çözümlemesi ...?
sen kalk dandik bir politik söylem ardından millete istediğin aşağılamayı yap herkesi küçümse ve ardından da kendini ak kaşık tanımlaması ile düz bir zemine çıkar yaptıkların zeminin altında kalsın ondan sonrada kişiler çok yanlı tutum içindeler de ,kendini evrensel fikir yapısında göster birde yaptıklarını söyleyince bana iftiradır de işin işinden çık olacak iş midir bu ben bu yapıdaki kişide umut arayanlardan da şüphe ederim :))
bu board ortamında bu söylemler içerisine girmek ne kadar doğrusal bir davranış olabilir ki kişilerin gerçeklikleri bile bir tutarlılık göstermediği halde vereceği tepkiler ve alacağı tavırlarda ne kadar ılımlı olabilir ..? :))((
eski politiklerinde aşırı savunuculuğunu yapmış kişilerin bir çıkarları olduğu için bir idealizm gibi hararetlice savunuculuğunu yapmış eski bir kesim vardır.bu kesim gözü dönmüşçesine çok anlamsızca zararlı davranışlarda bulunmuşlardır yaptıkları eylemlerin ve söyledikleri tüm sözlerin gün gelmiş saçma sapan değerler olduğunu anlamışlar ve yinede vazgeçmeyip yeni oluşumların savunuculuğunada soyunmuşlardır ve her durağanlaşan politik oluşumları terkedip güçlenen yeni politik oluşumların savunuculuğunuda yapmışlardır .amaçları farklı yönlerde giden politik oluşumların kurucuları idealist yapılanmada görünen oluşumlarının arkasında her zaman çıkar kaygısı ve rant peşlerinde koşarken bizlere yakın olan bu oluşumun savunuculuğunu üstlenmiş halk kahramanlarımız da yine bizlerle kötü olma durumuna girmişlerdir. bu rantlar ve çıkar kavgalarından diğerleri faydalanırken bizimkiler de aptallıklarına doyamamışlar ve aynı anlamsız tutumlarını devam ettirmişlerdir.
politik söylemlere giren kişilerin de bir çıkar kapısında beklediği düşüncesi de geçiştirilemez :)
politik söylemler içinde olup da milyonlara hitap ettiklerini düşünenlerin aslında buradaki üç beş kişiye hitap ettiğinin farkına varmasına daha ne kadar işaret gerekecektir :))
sendromların yerini alan kuzuların sessizliği yeni bir oryantal suni gündemin oluşumuna kadar sessizliğini koruyacaktır meclis tatile girince sendromcular da sessizleşir :)
oryantalistler teker teker sahneden çekilince karmaşa için bahaneler üretme sendromları da önceki kısa gelen sürekliliğini de devam ettirecek mi acaba yoksa yeni bahaneler mi uydurulacak .
bir kaç kişinin estirdiği fırtınaları kendi bozgunculukları ile dağılan yapılanmasını nasıl sürdürecek acaba bakacağız vede göreceğiz gittiğimizde yok bir yere
yoksa meclis tatile girince mi geri çekilmeler başlamıştır nedir :)
sonunda sosyal paylaşım platformları,meclis perdesini tamamen yansıtır hale geldi... düşman gruplara bölündü anlamsız ve yanlı kavgalar başladı!!
diyerekten bir topic açıldığında tüm yapılan hakaretler karşı saldırıların üzerine perde çekiliyor sanki herkesi düşman eden gruplara bölmeye çalışan kim acaba da suçu üzerinden atma çalışmasında hiç te inandırıcı olmayan bir yansıtmayı herkesin yutması beklenebilir ki :)
politika bir yalan merkezinde momentleşirken uzayıp giden yalanların ve sahte yanların ölçüsünü kara toprak sonlandırır.
ne kadarda dirense sonuçsuzlaşan bir yalan merkezidir ,kendisi ile barışık olmayan.

3 Mart 2010 Çarşamba

KÜRESELLEŞEN DÜNYA VE EMPERYALİST GÜÇLERİN KAPİTAL DÜZEN İÇİN GELİŞTİRDİKLERİ ORYANTALİZM İLE BENZEŞEN GÖRSELLİKLERİ


insan farklılıklarının temeli görsellikten öte zihinde başlar.farklı düşünceler farklı ideolojiler ve bunların önüne geçen hayvansal dürtüler ,insanlar farklılaşırken düşünsel anlamda en kilit noktası bu içgüdülerin yönlendirilmesiyle kazandıkları kişilikleridir ,eğer ki bu farklılıklar olmasa tek tip insan modeli olsa idi monoton bir hayat olacaktı . kimse bir fikir yada nesnel olgu üretmeyecekti .çünkü bir sebepleri olmayacaktı .yada içlerinde ki yaşama karşı geliştirdikleri hınçları olmayacaktı ki bu olsa dahi ütopya olacaktı .tek tip insan modeli olmaz olsa olsa robotlaşmış insan modeli olurdu .bu olsa dahi yine insanın ego su ağır basacaktı .bu ütopyayı yıkacaktı .
emperyalist güçlerin kapitalist düzenin sürekliliği için geliştirdikleri oryantalizmin basit bir görselliği vardı 10 sene öncesine kadar .ve illegal düşünüş biçimleri her daim oryantalizmin 20 sene sonrasına kadar kurgulanmış programlarından bahsederlerdi .bazen hayal ürünü fikirler bazende gerçekliğini hissettiren işaretlerini parlatırdı .ve ozamanlarda görsellik ön planda değildi düşüncelerini sorguluyorlardı kişiler .bir ideoloji bir yaşama biçimine ilişkin düşünsel yaklaşımlar içinde idiler .şimdi ise. toplumsal değişim sürecine büyük katkısı olan küreselleşme etkeni öyle bir şekilde ağırlığını koydu ki ;toplumumuz alt kültür ve üst kültür farklılığını kırsallıktan kentselleşme sürecine dair bir yapılanmanın karmaşasında birde küreselleşmeye girmesi ile düşünsel yaklaşımların artık kapital anlamda maddeciliğe doğru yönleşen,fikirsellikten uzak kişilik kalıpları çıkardı ortaya .
yani kısa anlamda ;oryantalizm varlığı yada yokluğu irdelenirken öyle bir yapılanmasını oturttu ki toplumsallık merkezine insanlar alt kültür yada üst kültür ayrışması olmadan bir bütünlük içine girdiler.bu bütünlük elbet ki,kapitalist bireyler topluluğudur .hiç bir üretim yok tam bir tüketim toplumu ve bu tüketime yetişecem diye hızlıca koşturmacası ile tükenen bir benlik.
KİŞİ BENLİKLERİNİN OLGUNLAŞMA SÜRECİ ;ne kadar kapital oldukları değerler ile alt kriter yapısı ile ölçülür oldu . kişi erdemlilikleri yine kapital olabildikleri kadar değer kazandı.ve sonuç olarak insan olabilmek anlamında farkındalık geliştirebilecek özelliği bilincin en alt katmanlarına çekildi .
bir ideolji yada düşünsel anlamda yetkinliğe ulaşabilme değerleri kaybolmaya başladı .
ve insan teknolojik ilkel bir varlık sürecine girdi .
eğitim arttı fakat düşünsellikte bir gerileme başladı her taraf tahsilli teknolojik ilkel insanlarla doldu . ve bireylerle düşünsel anlamda bir fikir beraberliği yapılacak ve insan geleceği için sistemler geliştireceksin mantığı tuz buz oldu.
trend ve etiket kaygıları ile örülü bir endişe büyütür oldu insan .
soyut toplum kavramı yerini görsel ve nesnellik bezeşmesi yüklenen somut toplum anlamını yüklendi .
fikirlerin nötralize olduğu tersbükey düzleminde bensellikler sardı .
önce ben, önce ben .başkası hiçbir zaman da yerini aldı .
bir sebep buldu kendisine ona erek dedi,
anlamını bilemeden kavramında totalleşti,
görsellikle büyüyen efektleşmeler birincil temel oldu .
yanılgılar sonuç oldu, neden sorgusuz kaldı.
içerik kendi içinde yedi kendini ,yüzeysellik yüzdü en sığında.

KARMAŞALAŞAN TOPLUMSAL DEĞİŞİMİN FARKLILAŞAN SÜRECİNDE İNSAN OLABİLMEK ADINA TETKİKLER


           insan olabilmek anlamında kendisinde olgun bir kişilik yapılanmasını oturtmuş bireylerde hayata bakış açıları her daim pozitif duygular barındırır .

            bu pozitif duygularla , bireysel ya da toplumsal iletişimlerde , kişilere yaklaşımlarında etken rolü olan dostça eğilimleri ile karşılar ve her etkileşimi algılamasında da bu dostça eğilimlerden kesinlikle taviz vermez.

             normal şartların dışında dahi olacağı ortamlarda bile kesinlikle düşünce yapısını bozabilecek şüphe yada düşmanca duyguların etki yapabileceği nedenleri duru zihni ile görür ve yaklaştırmaz .
            
             alt kültür ve üst kültür diye ayrışan toplumun küreselleşmesinde ki değişkenliğinin sabit olmayan sürecinde seçicilik yapmaz .her bireyi evrensel düşünce bazında görür, kişi yaklaşımlarında kimlik ayrıştırması yapmaz .insan insandır der ve kendisini bireysel ve toplumsal alanda farklılık geliştirememesine dönüşebilecek düşüncelere ya da davranışlara kesinlikle girmez.

              çevresel döngünün kısır verimsizliğine karşı nesnel yada olgusal anlamda üretken olma ve bu ürettiklerini başkaları ile paylaşma ve bu paylaşımdan insanların olumlu etkileşimlere girmesini sağlamaya çalışması ile hayata karşı duruşu olarak farkındalığını ortaya koyar .

                 popülarite , moda ,vb... görsel oluşumlara hiç bir ilgi duymaz .bu olumsuz bir yanmışcasına durum oluşturduğu yanılsamalarından uzak tutarak kendisini ,özünden kopmuş kültürel değerlerin bir değişkenleşme sürecinin geçmiş tarihinde de aynı toplumsal etkileşimlerin , bireyler üzerindeki aynı davranışlar içeren yanını şekil olarak değişkenleşme farklılığı olduğunu ince ve keskin zekası ile bilir.

                  toplumun değişkenleşen yapısına etken olabilecek nedenleri ,farkında olmadan ürettiğimiz ,anlam katışmalarımız ve tipiksel davranışlarla etmenleştirdiğimiz katkılarımızın sebeplerini algılamaya dönük bilincin kapalı kapılarında beklettiğimiz zebanilerimizin dış dönükleşen başkalaşmalara verdirmediği anlamların üretkeni olduğumuz başlangıcında yerinde sayma adımları dışa doğru eğrildiği yansıtmaları ile bir iç yanılsatma yaşatırlar .
                ve dolu dizgin gittiğimizi zanneder iken algıların kapalı kapısında durağan olduğumuzu hiç bir zaman algılamayacağız gibi.

               inaçsızlık mı yada eğitimsizlik mi bireysel bozuklukların etkenidir diye bir sorgulama içerisine girmek ; yanılgıların yönlendirdiği bir tespit de olabilir.

              çevresel yada toplumsal dışlamalar ne kadar da ağır  baskı yapsa değişmeyecek direncini ortaya koyacak tavırlar bir iç güzelliğidir , taviz vermeyecek kişiliğin karşı duruşu olarak ortaya koyduğu tepki...

KORKUNUN SEVGİYE DÖNÜŞEBİLME DURUMUNA ÜRETİLECECEK ETİK KURAMLAR ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER


bu durumu basit düşünce platformuna indirgediğimizde .soru olarak ;bir insanın diğer insandan duyabileceği endişeleri yada kişiye karşı şartlı yaptırımların baskısı ile kazanımında ,ödül yada ceza şeklinde bir karşılık ile sonuçlandıracağı bir ortam içerisine sokulmasın da ,kişinin hissedebileceği endişe yada korkularının sevgiye dönüşebilme durumuna tamamlayıcı yada tamamen reddeci tezler neler olabilir..?
bu durumu bir anlamda sado-mazo eğilimlerin kişiliklerinde oluşturduğu ağır tahribat sonucu bir kısmında da nevrotik kısır döngü etkenliğini de barındırdığını varsayarsak ;alt kültür ve üst kültür bireylerinin ,çekirdek aile yapılanmasında kişileri etkileyen merkezden etkileşime girenlerle ,yaşanan sosyal yaşantısı ile de girecekleri durumu değerlendirmekle de başlanablir. psikoljik önermelerin çoğunluğunun ortak bir gelişmesinde buluştukları bir merkez nokta vardır ki . bu merkez nokta kişinin çocukluğunun büyüme döneminde aile bireylerinden anne ve babasının alt kültür yada üst kültür gelişmemişliğinde ki insan olabilme mantığı dışında ki farkındalık geliştirememiş kişiliğinin ,çocuklarına koruma ve gözetme iç güdüsü ile sürekli bir baskı ortamında davranması ve yasaklayıcı kurallar la beraber kısıtlamalı davranışlara sokması durumunda .etkileşime giren çocuğun çocukluğunu yaşayamaması ,özgürce davranamaması , hayatı ve çevresinde olup biten tüm nesnel yada olgusal oluşumlara özgürce açıklamalar getirememesine engelleyici davranış zorlanmasına sokulması ile çocukluğun dar kalıplar içerisine iterek yaşamını sürdüreceği bir süreç içine girecektir.
tüm psikolojik önermeler çocuğun bu noktadan sonra kişiliğinde eksi yöne doğru bir gelişme ile devam edeceği noktada birleşirler .
ve çocuğun girdiği bu süreç ,içerisinde anne babaya karşı içinde geliştirdiği gizli bir öfkeyi barındırarak saklar .
içerisinde gelişen bu öfkenin anne babasının kendisine kısıtlamalar getirdiği kurallara karşı koymanın gerekliliği ,konusunda yalnız kaldığında sürekli olarak baskı yapmaya başlarken de beraberinde çift kişilik oluşmasına etken olacaktır.
ve çocuk gün gelip te içindeki özgürlüğün öfkesine kattığı karışımla bu yasakları çiğnemeye başladığında ; içindeki karmaşanın olumsuz yöne doğru ittiği tetik davranışı ,çocukta kişisel bozuklukların psikopatlaşmasına götürecek, ilk suç işleme ve bundan zevk alma deneyimini başlatmış olacaktır.

anne ve babanın ,çocuğun bu davranışına ceza olarak getireceği ;dayak atma ,aşağılama ,bağırma şeklinde ki eylemleri ile çocuğun psikopatlaşma sürecine etken olacak eylemlerin bilinçsiz kısmını başarıyla tamamlamış olacaktır.
bu bir başlangıçtır, çocuk psikopatlaşma sürecine girmiştir ve artık çocuğun algılama tarzı ile davranışları da olumsuz şekilde ilerliyeceğinden ,bu noktada kriminal suçları işlemeye başlamasına ,anne ve babanın da ortak olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır .

ve çocuğun suç alanında yapacağı eylemlerin karışıklığı ile seçimi ,hayata etkileşime girmesi ile de değişkenlik gösterecektir.
psikopat olarak yetişmiş bu bireyin ilk şiddeti ailesinden görmesi ve bu sado- mazo eğilimlerle beraber kazandığı kişilik yapısında ,kendi faciası içerisindeki farklılığı ayrıştırmaktan uzak olarak .ailesini kendindeki benzeşmelerle uyuştuğunu düşündüğü için yakın hissedecektir, bu noktada ise ; korku ,endişe ve öfkeye dönüşen duygular sevgiye dönüşmüş olacaktır.
bireysel etkileşim alanında açıklama getirebildiğimiz bir analiz şeklinde yansımalardır , bunlar .
bu durumu dialektik kuramlar üzerinde değerlendirebilme , konuşabilme özgürlüğü ve bu potansiyeli barındıran kişilerle buluşma ortamında olmadığımız varsayımında bu noktadan da ileriye gidemiyeceğiz .

1 Mart 2010 Pazartesi

DÜŞÜNDÜĞÜM DE Kİ DÜŞÜNCEM


DÜŞÜNDÜĞÜMDE DÜŞÜNDÜĞÜM DÜŞÜNCEYİ GERÇEKTE DÜŞÜNÜYORMUYUM YOKSA DÜŞÜNMÜYORMUYUM DİYE DÜŞÜNÜYORUM

insanın düşüncelerinin zihnindeki oluşumu ve beyninin içindeki dolaşımını düşünmek bir işletim sistemindeki gibi dosyalar arasındaki boşluklarda akışmasını algılamak gibi yada uçsuz ufukları görebildiğini düşünmek gibi algılanamazmı.??

düşüncemizi kapatıpta iç güdülerimizle ne kadar yaşayabiliriz.??

böyle bir yapıya girsek nasıl bir tanımlama getirilebilir.??

kapatıp derken yani olaylara ve tanımlayamıyacağımız oluşumları düşünmemeye gayret göstererek kendimizi yormadan bitkiselmi olurdu biraz tanımlaması.??

düşünceler tüm hızıyla kuşatırken zihnimiz diye tanımladığımız benliğimizi ,düşünülen bir monoton tek düzelikmidir yoksa çılgınlaşan hayvani isteklerimizi doygunlaştıran durdurulmaz dolu dizginliğimidir.

yoksa kendi yabancılığımızın bir sınırı olmadığının sınırsızlığımızı, bir noktada durdurmakmıdır.? düşünmek adına ilkelliklten uzak evrenselliklerden bir pay nasiplenememekmidir ...??????????????

ya bu beyindeki işlemci görevini sadece kendi oluşturduğu salt değerler üzerinde yapıyorsa işlemini ..?

ya anakartı ile uyumlu değilse bu işlemci anakart eski kalmışda yeni işlemci taktı ise gerekli işlevini yapabilirmi içindeki uyumsuzluklar ile ..?

devamlı bir hata mesajı vermezmi..?

belkide ön belleğini açacak komutu bile veremez.? hiç çalışmaz belkide .çalışıyormuş gibi görünen fanlardır belkide,görsellikte hareketli olan ve gürültülü çalışan ..!!!

HİÇ BİRŞEY


hiç bir şey hiç bir şeyi değiştirmeyeceğinden ,hiç bir şeyle yola çıkarak ,hiç bir şeyi değiştirme çabası sonucunda elde edilen hiç bir şey vardır ki ;oda hiç bir şeydir.

işte insanlar hiçbirşeylerle uğraştıklarından ,hiç bir şeyin hiç bir şeyi değiştirmeyeceğine hiç bir zaman hiç bir anlam vermezler ve zamanlarını hiç bir şeye önem vererek ,hiç yere hiç birşey yapmazlar.

ve insanlar bu hiçbirşeylerini öyle bir överler ki ; kendileri hiç bir şeyken hiçbir şeylerinin bir şeyler olduğunu zannederler ve çevresinde hiç bir şeylerin dışında bir şeylerle uğraşanlara hiç birşey ifade etmeyen hiçlikleri ile eleştirirler ki ;onlarında hiç bir şey olmamalarını isterler.

oysa sonuçta hiç bir şey elde edilmiştir.fakat bu hiç bir şeyleri mantıksız bulup zamanın önemli şeylerle değerlendirenler ,insanlığa hiç bir şey yerine bi şeyler yaparlar.

ETKEN VE EDİLGEN GÜNCELİMDEN SARKAN PRAGMATİK İZLEKLERİMİN KIRILGAN HALLERİ



hayat deli fişek hallerini yoğun yortulara işlemeye durduğu, rutin devinimine başlar iken ,durgun ve dingin arılığından ışıldayan güzelliklerin görsel şaşaasının gizli çekinceleri sır gibiydi ...

ve çözücüsü ise bir bilinmezlikte anlık tesadüfünden uzak bilinci ile öngördüğü şartlanmaların karşı durulmaz kabullenmesi ile basitleştirdiği kaos kaçığı fikir düzleminde , tüm olguları ve nesnelleri metafizik görecesinden uzak hikaye şekillemelerinde ölçüp, tartıyordu ...

ve çekincelerin öngördüğü tartışmasız ,yorumsuz olguların olduğu şekli ile kanıksama ve buna benzer söylemlerin afaroz edilme çıkarımından gelen derin endişelerle süklüm püklüm bir yaşantı ....

yada tüm düşünsellikler dondurulmuş ve yorumsuz köşesine bastırılmış ,hissedildiğinde ulaşılmayan uzaklık...

yada kabullü , kabulsüz yaptırımı işlevsel zorunluluk işlenmiş bilincin tümden uzaklaşan, minik ayrıntılara kilitlenmiş odak noktasında gündem güncellerinin sönük kıvılcımları ve ateşlenmeye çalışıldıkça parıldamaz matlıklar.........

yırtık ,sökük parça parça da olsa dökülenler bir düzen içnde sıralanmamış .savruk ve dağınıklığı ile bir safda duramamış.gel gitlerini hiçe sayarken düzlemini kendi oluşturduğu bir durdurulmazlıkta sınırsızca savruklaşmanın zevkini, bazı doyası, bazı umursamazca bazı da gerçeklikleri metafizikle örtüşen çözümsüz denklemini çözümlemesizce ama kabullenmesiz özgür fikirlerin paradoksunda nefes almak da şenlendirici idi...

izleklerimin son sürat görselleri belirginleştiğinde deli fırtına yağmurlarla ıslanırken ,tüm düşüncelerin odaklandığı sırılsıklamlık ,kuru bir havaya ulaşmak için fikirleri çoğaltır fakat o anda da şiddeti artan yağmurun yarı ışık yolları bulandırırken , ıslak asfaltın göz kamaştıran yansımaları akşamı da soğuk serinliğine gömdüğü donduruculuğunu iliklerime kadar hissettirir....

yine düşünceler bir karmaşaya tutulmuş, etkileyen çevreselliklerin çoklu iğne uçları delip geri çıkmaktadır durgun zihinimde....

soğuduğunda akşamlar, karanlığın ısıtan yüzü kış ortası demeden içinde başlatabileceği yangınların dumansız alevleri renksiz ve kokusuz bir şekilde yakıp kavurabilirdi;kemik donduran karanlığın konuşkan sıcaklıkları bile iç söylemcisyle başabaşa da bir çene çaldırabilirdiki içinde doğan güneşin ışıkları ile de ilintili olabilirdi.....