Sayfalar

16 Ekim 2010 Cumartesi

DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNİN KÜRESEL TÜKETİM GÜDÜSÜ MOTİVASYONUNDA ORYANTAL DEZENFORMASYONİK EDİMSEL KOŞULLANDIRIM

 
  




  
  
   Özümüz dünyasının ana dinamiklerini yansıtan küreselleşme olgusu,ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel alanlarda son dönemlerde yaşanan hızlı bütünleşme ve popülist kültüre benzeşme sürecini dirimsel edilgenlikle evirmektedir.

            Bu süreçte dünya ölçeğinde hızla esen değişim rüzgarları, her alanda olduğu gibi siyasal yapılarda da köklü bir dönüşümü beraberinde getirmiş, bu dönüşüm gerek uluslararası sistemde ve gerek ulusal seviyelerde yeni yönetişim modellerini kaçınılmaz kılarak, gelenekçi, muhazafakâr ,hiyerarşik devletin dinamik yapısında ,yetki ve işlevlerinde bir farklılaşmaya yol açmıştır.
           
              Küreselleşme ile birlikte demokrasi, insan hakları, özgürlük, çevrenin korunması gibi temel değerler evrensel nitelik kazanırken, her düzeydeki yöneti aygıtı gibi hiyerarşik devlet de demokratikleşme, yerelleşme, saydamlık, katılım,esneklik, hesap verilebilirlik gibi güçlü eğilimlerin yoğun baskısı altında yeniden şekillenmeye zorlanmaktadır. Bu çerçevede devletin küçülmesi, deregülasyon,özelleştirme, siyasal reformlar, sosyo-ekonomik politikaların dönüşümü gibi stratejiler, ülkelerin temel politikaları haline gelmiştir.

               Bu süreçte bürokratik devletin geleneksel politika araçları giderek zayıflamakta , dünyada hemen her alanda entegrasyonun derinleşmesi ile siyasal iktidarın küresel kurumlara ve yerelleşme eğiliminin güçlenmesi ile yerel parçalara doğru dağıtılması sonucu bürokratik devlet iki yönlü bir baskının kıskacına girmektedir. Bu kıskaç karşısında bariz bir şekilde geri çekilen devletin yeniden yapılanması da kaçınılmaz olmakta, özellikle küreselleşmenin temel dinamiğini oluşturan teknolojik devrim, kurulu devlet hiyerarşileri, örgütsel yapıları, yönetim süreçleri ve hizmet sunma biçimleri üzerinde büyük baskılar oluşturmaktadır.

               Bu gelişmeler, kuşkusuz kamu yönetimini de etkilemektedir. Kamu yönetiminde daralmanın yanı sıra, kamunun yönetim anlayışındaki değişme, yönetimin demokratikleşmesi ve şeffaflaşma, bu dönemde spontane yansısında ki eğilimlerdir.Son yıllarda küreselleşme üzerine yapılan ve oldukça geniş bir yelpazeye dağılan değerlendirmelerin önemli bir bölümünde, ideolojik ya da başka endişelerle bir taraf oluş veya karşı duruş tavrı sergilenmektedir. Ancak küreselleşmeye olumluluk ya da olumsuzluk atfedilmesinin pratik bir yararı bulunmadığı, dolayısıyla çok farklı etkenlerin iç içe geçerek giriftleştirdiği bu sürecin çok yönlü analitik yaklaşımlarla çözümlenmesi ve taşıdığı tehdit ve olumsuzlukların bilincinde olarak, sunduğu fırsatlardan azami ölçüde yararlanılmaya çalışılması gerektiği düşüncesiyle, bu sürecin bir boyutunu teşkil eden siyasal ve yönetsel sistemler ve özellikle de hiyerarşik yapılanan devlet aygıtındaki yapısal ve işlevsel dönüşümlerin ne ve kim için gerekliliği farklı perspektif ile irdelemeye çalıştım

               değişen , farklılaşan ve bir üst modeli üretilen teknolojik ürünler sanayine paralel yedek parça endüstrisi, fastfood benzeri fabrikasyon bazlı tüketim ürünleri ,gelişen ve farklılaşan bu tekno-endüstri yaşamsal gereksinimleri karşısında stok fazlası talepsizliği karşılayacak pazar ağının tıkanmaya başlaması ittirimi zorunluluğu tüketici pazar ağının genişletilmesi gerekliliği ve tüketim ağına ilave tüketiciler gereksinimini dayatır.

                küresel baz'da tespitler yapan ekonomistlerin tüketim pazar ağını oluşturan tüketicilerin tüketme tercihlerini etkileyen, sosyal yaşantılarının eğitim seviyeleri ile birlikte eş zamanlı yaşandığı bu durumun ,gelenekçi sosyo-kültürel yaşam biçimi kıskaçları arasında yaşanılan tüketme biçiminin tercih edildiğini biliyorlardı. fakat bu durum farklı ırklara ve milletlere kabul ettirilmesi imkansız bir durum iken bürokrasi ve din eksenli yönetilen insanların sosyo kültürel yaşantılarını etkileyen gelenekçi algılar gereği çizdikleri alt kültür modelde tüketim yönelimleri de bu sosyo kültürel yaşam biçimine entegre paralellik içinde olması tekno-endüstri ürünlerini tercih etmelerine etken olmuyordu.

                Genel olarak; kısa vadede ucuz ve hızlı beslenme ve düşük bütçe ile seçkileşen zorunlu yaşam tüketimi ,tekno-endüstri ürünleri tüketmeyi gereksiz ve maliyetli olmasını düşündürmelerine neden olarak birincil ihtiyaçsal tercih sebebi olmaması alt kültürün tekno-endüstiriyel ürünlerin gündelik yaşamda ihtiyaç zorunluluğu haline dönüşmesi durumunda bütçesine uygun ürünler seçme zorunluluğu ;düşük ve kalitesiz ürünleri kullanmasını zorunlu kılıyordu. bu durumda bu marka ürünlerin yeni model ürün üretimi ve alıcı bulamama durumunda kâr marjı endişesi, ciro zararları etkileniminde , kopyalamacı ve kalitesiz ürün çıkaran uzak doğu ,marka ve rantcı büyük şirketlerin baş düşmanı konumuna konmuştu bile.uzak doğunun küresel ekonomik dengeleri alt üst etmesi sorunsalına girmeden ama bağıntısı yadsınmadan.

                  Eğitimsiz ve gelenekçi tabusal algı donanımlı kitleleri, savunma ve ilaç sanayinin oryantal rant ve ciro eksenli tiyatral senaryolarını algılamaya başlayan dünya karşısında yitirilen itibar ,ek olarak sömürge ülkelerin sosyo kültürel yapılarını oluşturan etnik kimliklerin seçkinler sınıfının hakim gücü ile etnik azınlıkda kalanların sosyo kültürel haklarının kabul edilmemesi ile oluşan toplum devlet çatışması sorunsalı baskı ve şiddet zoru ile etnik azınlıkların sosyo kültürel özerklik haklarını tanımama sorununu uç noktalara kadar gelmesi sonucu, devletin halkcı olmayan bürokratik rejimin toplumsal talepler karşısında çözümsüzlüğü biriken bir tıkanma noktasına sürecini küresel ölçekte başlattığı anda kitleleri birbirine kırdırarak, bu kaos da silah satan amerikan şirketlerinin duraksama evresi başlamıştır fakat üretim döngüsünü sürdüremiyen tekno-üretim endüstrisinin durağanlığını bozmak ve çakma ve ucuz ürün tüketicisi alt kültür insanına demokratik özgürlüklerini ve sosyo kültürel yaşantısını değiştirmesi fikrini idealistik çakma bilgeler ve etkili olduğu medya ile sosyo toplumun alt bilincini demokratik sistemi özümseyerek isteme refleksleri ile motive ederek tarafsız kalan liberal kitleyi demokratik yönetim isteyen ve arzulayan algı güdülenmesine sokmuştur.

                Bir ülkenin çoğunluğunu oluşturan muhafazakar gelenekçi tabakayı demokratik yaşam biçimini isteyen söylemci modeline sokarak diğer idealist ve tutucularıda popülist retorik koşullanımda kendine çeken bir taraf içine sokacağından demokratik özgürlükler ve haklar isteyen halk portresini tamamlayacaktır. Evriştirilen bu sürece kadar oryantalizmin etki etmesi yeterli olacak çünkü gelenekçi sosyo kültürel dinamiklerin değişim süreci kendi kendine arzulayan tekno-endüstrinin tüketicisi kıvamına getirecektir .emperyalist sistemin oryantal paradigmalarının tiyatral dengelerini bozan uzakdoğunun kontrolsüz gücünene hakim olma ve yönlendirebilmenin yoluda yine o ülkenin iç dinamiklerini aynı potada ergiten düşünsel çözülme sürecinde ilk kıvılcımlarla başlatılmıştır.