Sayfalar

2 Mart 2013 Cumartesi

İDEALİST Bİ ÜST KAFA OLARAK ÖZNENİN EMBESİLİZE RETORİK DIŞKILAMASINDA SIRITAN KLASİFİKASYONİKSİMSİ BİLİŞEN BONCUKLAR EKLEKTİZMİ


  öznenin, başka öznelere mikro ölçekteki değersizleştiren nesnel bakışına eklemlediği retoriklerle çevreli kusmuklarının kutsal dizilimler olduğuna inanmasını bekleyen destekleyici ikinci pörtlek gözlerinin masumiyetiyle etkileyebilir sanrısı tekrarıyla kitleler içinde bi venn şeması çizerek sosyal temaslarla iç içe bırakmakta olması özümsenebilir ve sindirilebilir lezzet içinde olmayınca,şiddeti şiddetle yunmaması n.ktasına geliyoruz.

yıllardır toplumun bilinçaltında flizlendirilen şiddet eğilimleri,öznenin tüketim mekanizmasının oyuncağı olduğunu ön gördürmemesiyle birlikte beslediği algısını parazitsel lisanından nesneye olan aşkını bi üst anlatı olarak metaforik yapiya dönüştürmeye çalışan imgesel süslemelerle geleneksel halleşmesini gerçeklik budur diye dayattığında içimizdeki dinamik bi güç “sikerim senin töresel aidiyet algılarını” şeklinde tepkimesiyle şiddete dönüştürecek refleksin mutlu sona götürmeyeceği çözümlemesi;embesile dolaşma postmodernizmle dalaş fikrini dolaylıyacaktır kesinliğine yakınsıyoruz.


Zamanın gelip dayattığı tüketim kuklalarının,kendilerine nitel ve nicel değerler atfetmesi; karşımıza tüketim mekanizmasının ürettiği cyborg modelleriyle iletişim ve etkileşim içine girelim mi? girmeyelim mi?sorusunu venn şeması içinde düşündürmeye zorluyor! Tabiki bu modellerle tartışmaya girmenin cyborg zeka yazılımında her hangi bir değişim olmayacağı örneklemiyle ilgili fikir örüntülerine angaje ediyor.

Embesil dizilimi içinde yaşamanın teknik koşullarını daha rahat ve duyumsanmaz ölçeğiyle ele alıp özgün yaşam tarzlarına sığınan bireylerin oluşturduğu toplumun sosyal dokusu olma zorunluluğuna itiyor olması “eskiye duyulan özlem” saçmalığını gerçekliyor nihayetinde ve eskiye duyulan özlem mantığını ,algoritmasının kod diziliminden ayrıştırma kafasına gelmeme noktasına yaklaşma yakınlığından kaçma noktasına doğru koşuyoruz yine!

eklektisit reflekse sahip olma sanrısı kodlanmış cyborg insanlarının embesillize çözümlemelerinin geleceğin nasıl yapılandırlmasına ilişebilecek yakınsamadan uzak çözümsüzlüğüyle uğraşma ritüeline gelme noktası gibi noktalarla ömrü tüketmemeye karar vermeli.



22 Haziran 2011 Çarşamba

GLOBALLEŞME EVRİŞİMİNİN YAYILMACI BÜTÜNLÜĞÜNÜN TÜKETİM KÜLTÜRÜ ÜRÜNÜ OLAN ŞEKİLSELCİLİĞİ ÖZÜMSEYEN ÇEKİRDEK AİLE REFLEKSLERİ VE EŞ CİNAYETLERİ


           Son zamanlarda medyada yer almaya başlayan kadın cinayetlerini önleme yolunda erkek eşlere verilecek cezaların ağırlaştırıcı olmasını ve bununda caydırıcı olabilirliği üzerinden geliştirilen mantık kurgularını anlamlandırmak pratik aklın eleştirisi çözümlemesinde pek de akılcı gelmediği kanısındayım.

         Durumu daha çok bu tür vahşet sonuçlar ile karşılaşılmadan çözümlenmesini daha akılcıl ve gerçeklik bağlamında uygunluk olarak görüyorum ve bu tür vahşetlerin oluşumunun temel etkileşmeleri ve bileştiricileri üzerinden yorumlamak istedim.



             Globalleşme sürecinin geleneksel algılara bağımlı toplum bilinçaltı dinamiklerini evirip ,şekillendirdiği başka boyutu olan demokratik haklar ve özgürlükler istemleme dürtülerinin yerleşikleştiği dalga dalga etkileri, teknolojik değişim ve gelişim de sıçrama yaşanılan ürünlerin yerleştiği vitrinlerin albeni çekimleri ve dış dünyasının çepeçevre kuşattığı sosyolojik ,antropolojik,ekonomik etkenlerin değişkenci ve dönüştürgenci yapısı karşısında gelenekesel, merkeziyetçi,töreseverci çekirdek aile yapısının temel dinamiklerinin deforme olduğu ve bilinçsiz dönüşümünün biçemleyeceği şeklin ne olduğunun farkına varmadan görsel evrişim etkileşimini özümsemektedir.

      Görsel benzeşim güdüsünü özümseyen ve şekilci kişilik kazanımlanan çekirdek aile yapısının aile reisi olduğunu unuttuğu ,temelsiz , kültürel dinamiklerinde olmayan taklitçi eğilimlerinin gün gelip rutin sosyal olaylar karşısında alt değişimini tamamlamamış şekilci sıradanlığının iç çatışmalar yaşayacağı ve bu iç çatışmalara primitif yapısının karar verme mekanizması olan mantık kurgusu ile çözümlemeye başladığında primitif reflekslerinin yönlendirdiği insanlık dışı davranışları resmetmesini olanak kılacaktır.


    Çekirdek aile oluşumunun bireylerinin genel mantığı ve aile reisinin Bağnaz , tutucu ve etnik kimliğinin örüntülediği geleneksel davranış algılarını baskılayan taklitci yanının alt kuşak-üst kuşak  çatışmaları sorununu çözümlemeden yüklemlendiği altbilincin yapay kazanımları ,eleştirel düşünümden uzak karar verme mekanizmasından analitik çıkarımlar üretebileceği sanrısının primitif reflekslerinin attırdığı küçük davranışlarını ölçümleyememe basitliğinde alacağı tepkilerin öz sorgulamasına sevketmesine engel olacak bilge güdülerini de  şekilcilik kazanımını özümserken altbilince örüntülediği duvarla korumaktadır.


      Şimdilik konuyu sadece küresel değişimin etkisinde kalan kültürel değerleri özümseyen ve geleneksel algıların alt bilinçte saklandığı etkileşimi ile oluşturduğu karar verme mekanizması refleksleriyle yaşayan primitif bireylerin çağdaşlaşmayı şekilcilik olarak algılayan, tüketim kültürüne endekslediği hayatını özsorgulama yapmamasının etkisi olabilirliği üzerine kilitleyip bırakıyorum.

    İnsan olmayı becerebilmenin yaşamsal sorumlulukları olarak birey canlı organizmaların yaşamsal döngüsü sürekliliğini sürdürmekle zorunludur kendisinin üzerinde hiçbir hak iddia edemeyeceği yaşamsal formların yaşamanı sonlandırmakla değil…!

19 Ocak 2011 Çarşamba

POPÜLER KÜLTÜR GELENEĞİ OLGUSU FUTBOLUN ÇEVRELEDİĞİ SOYUT TOPLUM ÖZÜMSEMESİNDE YOĞUŞAN AFORİZMAL KIVRILLAR

            “Bir spor dalı olan futbolun amacı dostluk ve kardeşliktir” mitleşmiş retoriğini baz alarak ; müsabaka yapılan herhangi bir spor dalının kardeşlik veya dostluk kavramları ile özdeşeceği terminolojide değerlendirmeği mantıksal gerçekliğin kapsamayacağı yanıltılar olarak ele alabiliyorum. hırs ,kazanma güdüsü,yenilgi fobisi.. vs olumsuzluklar içerebilecek duyumsal uyarılımların örgülediği, takım olma  psikolojisinden pozitif olumlamalar çıkarsamağı ,aptal kurgusu olmaktan hiç bir varsayım kurtaramayacağı gerçekliğini ,gözardı etme diretmesi ve popüler kültür olgusunu özümseme aforizmasında yoğuşma, onunla özdeşleşme ereğini üst bilince baskılama durumu olarak netleştirebiliyorum .

           Popüler kültür olgularının kitle tüketim güdüsüne entegre edildiği siyasal ve toplumsal iradenin yönlendirme telkinleri ile bireyin altbilincine zamanın yayılan sürecinde enjekte fikirler ve sosyal davranışlar etkileşimi ile oturtulan yine bireyin özdüşüncelerine ulaşacak  öz eleştiri yapmasını tıkayacak çok yönlü işlevselliğini köklü biçimde oturtmuş ve kişi söylemleri ve buna paralel davranış çeşitliliklerini bensel bir özümseme ile tamamı ile kabullenmiştir.

           Bireyin kendi öz bilişsel yapısının temelleri üzerine sürdürdüğü bu davranış biçimini sempatik,fanatik, holigan taraftar modelleri arasından mizacına uygun seçimleme ile yaşamına entegrelediği altbilinc dürtüsü yaptırımı ile kişilik yapısını belirlemiştir.

         Futbolun siyasi yetkelerle çevrelemesi ya da kitlelerin seküler dini olarak özümsemesi aforizmal ütopyası üzerinde değil de, 22 kişinin spor olarak müsabaka halinde koşturduğu spor olabilitesi bazına indirgeyerek mantıklamaya çalıştığımızda ; taraftar olanların bu spor müsabakasında nasıl bir spor ? yaptıkları,tartışmasına dikkat çekmek isterim.

          Sporun olumlu ve olumsuz işlevleri olan çok yönlü,karmaşık bir olgu varsayılma kurgulamasını gerçekçi mantığa döktüğümüzde; sporun insan sağlığı için yapılan bir çalışma olması mantığında gerçekleyebilecekken  ona riskleri olabilen olumsuzlukları barındırabileceği mantık temelini oturtmanın, futbol ve türevleri için olabilecek tüm olumsuzluklarda, “temel prensiplerinde vardı bunun bu durum” çözümlemesi ile baştan savıcı yanıltgan bir kurgu ile ötelenmektedir de.

        Spora eleştirel düşünümle yaklaşımda bulunduğunu iddiasında olan spor yazarlarının durumu popüler kültür tabusuna uygun mantık’da yaklaştığı sürece sadece mesleksel işlevlerinin sürekliliği adına eleştirel fikirleri de futbol sosyolojinin çevrelediği etkileşimlere getireceği bakış açısı ,mutlak gerçekçilikten olabildiğince uzak işleyecektir.

12 Aralık 2010 Pazar

VARSAYMAK-YOKSAYMAK TAKINTISININ ÇEVRELEDİĞİ DUYUMSAMA MERKEZİNDE YOĞUŞAN NEVROTİK RETORİKLERLE KILGILANAN REFLEKSLER


               siyah ve beyaz'ın varolan ara tonlarını yoksayan altbilincin duyumsama merkezinde siyah ve beyaz dışında ara tonların varolan enerjilerini algılamama istenci taşıyan dürtüleri vardır.bu bilincin oturduğu kişiliklerde varsaymak-yoksaymak takıntısının çevrelediği rasyonel düşünümünden uzak biçimde geliştirdiği sabit fikirli algılar kuşatmıştır.aynı bilinci taşıyan ekürileri ile aynı kulvar da koşmanın heyecanını ve istencini yaşadığı ütopik bir dünya kurgulamışlardır düşün bahçelerinde ve farklı olan ya da olabilecek spontane gelişebilecek tüm ayrkırılıklar karşısında etkilenebilecek duyumsama merkezinin nevrotik haller aldığı tepkimeler ile istençsiz biçimde karşı söylemler geliştirebilir.

              Bilişsel duyarlılığını sadece nevrotik algılarına bağlı kıldıran alt bilincinin kabul edilebilmiş tüm kavramları ile özdeşebildiği yakınsamalarla olumlayabilen ve karşıt algılar karşısında kabullenilemez duyargaların tepkiyeceği refleksleri popülarite endişesine bağlı olarak savunma mekanizmasını geliştirebilir.

              Sosyal ankisiyete bozukluğuna benzeş tanımlama etkileri yaşayan bu bireylerde travmatik olmasa da özdeş yaşadığı nevrotik takıntılarının kümesel toplanışı ile özben sorgulaması yapamayan kişiliğe saplanması etkiselinde duyumsama merkezinin benimsediği algılar dışında oluşabilecek davranış ya da oluş biçimlerine düşmanca eğilimler ile yaklaşması durumu, özbilincinin tümleyenlerini çevrelemesi daralması ile olumsuzlamalar yaşatır.

16 Ekim 2010 Cumartesi

DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNİN KÜRESEL TÜKETİM GÜDÜSÜ MOTİVASYONUNDA ORYANTAL DEZENFORMASYONİK EDİMSEL KOŞULLANDIRIM

 
  




  
  
   Özümüz dünyasının ana dinamiklerini yansıtan küreselleşme olgusu,ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel alanlarda son dönemlerde yaşanan hızlı bütünleşme ve popülist kültüre benzeşme sürecini dirimsel edilgenlikle evirmektedir.

            Bu süreçte dünya ölçeğinde hızla esen değişim rüzgarları, her alanda olduğu gibi siyasal yapılarda da köklü bir dönüşümü beraberinde getirmiş, bu dönüşüm gerek uluslararası sistemde ve gerek ulusal seviyelerde yeni yönetişim modellerini kaçınılmaz kılarak, gelenekçi, muhazafakâr ,hiyerarşik devletin dinamik yapısında ,yetki ve işlevlerinde bir farklılaşmaya yol açmıştır.
           
              Küreselleşme ile birlikte demokrasi, insan hakları, özgürlük, çevrenin korunması gibi temel değerler evrensel nitelik kazanırken, her düzeydeki yöneti aygıtı gibi hiyerarşik devlet de demokratikleşme, yerelleşme, saydamlık, katılım,esneklik, hesap verilebilirlik gibi güçlü eğilimlerin yoğun baskısı altında yeniden şekillenmeye zorlanmaktadır. Bu çerçevede devletin küçülmesi, deregülasyon,özelleştirme, siyasal reformlar, sosyo-ekonomik politikaların dönüşümü gibi stratejiler, ülkelerin temel politikaları haline gelmiştir.

               Bu süreçte bürokratik devletin geleneksel politika araçları giderek zayıflamakta , dünyada hemen her alanda entegrasyonun derinleşmesi ile siyasal iktidarın küresel kurumlara ve yerelleşme eğiliminin güçlenmesi ile yerel parçalara doğru dağıtılması sonucu bürokratik devlet iki yönlü bir baskının kıskacına girmektedir. Bu kıskaç karşısında bariz bir şekilde geri çekilen devletin yeniden yapılanması da kaçınılmaz olmakta, özellikle küreselleşmenin temel dinamiğini oluşturan teknolojik devrim, kurulu devlet hiyerarşileri, örgütsel yapıları, yönetim süreçleri ve hizmet sunma biçimleri üzerinde büyük baskılar oluşturmaktadır.

               Bu gelişmeler, kuşkusuz kamu yönetimini de etkilemektedir. Kamu yönetiminde daralmanın yanı sıra, kamunun yönetim anlayışındaki değişme, yönetimin demokratikleşmesi ve şeffaflaşma, bu dönemde spontane yansısında ki eğilimlerdir.Son yıllarda küreselleşme üzerine yapılan ve oldukça geniş bir yelpazeye dağılan değerlendirmelerin önemli bir bölümünde, ideolojik ya da başka endişelerle bir taraf oluş veya karşı duruş tavrı sergilenmektedir. Ancak küreselleşmeye olumluluk ya da olumsuzluk atfedilmesinin pratik bir yararı bulunmadığı, dolayısıyla çok farklı etkenlerin iç içe geçerek giriftleştirdiği bu sürecin çok yönlü analitik yaklaşımlarla çözümlenmesi ve taşıdığı tehdit ve olumsuzlukların bilincinde olarak, sunduğu fırsatlardan azami ölçüde yararlanılmaya çalışılması gerektiği düşüncesiyle, bu sürecin bir boyutunu teşkil eden siyasal ve yönetsel sistemler ve özellikle de hiyerarşik yapılanan devlet aygıtındaki yapısal ve işlevsel dönüşümlerin ne ve kim için gerekliliği farklı perspektif ile irdelemeye çalıştım

               değişen , farklılaşan ve bir üst modeli üretilen teknolojik ürünler sanayine paralel yedek parça endüstrisi, fastfood benzeri fabrikasyon bazlı tüketim ürünleri ,gelişen ve farklılaşan bu tekno-endüstri yaşamsal gereksinimleri karşısında stok fazlası talepsizliği karşılayacak pazar ağının tıkanmaya başlaması ittirimi zorunluluğu tüketici pazar ağının genişletilmesi gerekliliği ve tüketim ağına ilave tüketiciler gereksinimini dayatır.

                küresel baz'da tespitler yapan ekonomistlerin tüketim pazar ağını oluşturan tüketicilerin tüketme tercihlerini etkileyen, sosyal yaşantılarının eğitim seviyeleri ile birlikte eş zamanlı yaşandığı bu durumun ,gelenekçi sosyo-kültürel yaşam biçimi kıskaçları arasında yaşanılan tüketme biçiminin tercih edildiğini biliyorlardı. fakat bu durum farklı ırklara ve milletlere kabul ettirilmesi imkansız bir durum iken bürokrasi ve din eksenli yönetilen insanların sosyo kültürel yaşantılarını etkileyen gelenekçi algılar gereği çizdikleri alt kültür modelde tüketim yönelimleri de bu sosyo kültürel yaşam biçimine entegre paralellik içinde olması tekno-endüstri ürünlerini tercih etmelerine etken olmuyordu.

                Genel olarak; kısa vadede ucuz ve hızlı beslenme ve düşük bütçe ile seçkileşen zorunlu yaşam tüketimi ,tekno-endüstri ürünleri tüketmeyi gereksiz ve maliyetli olmasını düşündürmelerine neden olarak birincil ihtiyaçsal tercih sebebi olmaması alt kültürün tekno-endüstiriyel ürünlerin gündelik yaşamda ihtiyaç zorunluluğu haline dönüşmesi durumunda bütçesine uygun ürünler seçme zorunluluğu ;düşük ve kalitesiz ürünleri kullanmasını zorunlu kılıyordu. bu durumda bu marka ürünlerin yeni model ürün üretimi ve alıcı bulamama durumunda kâr marjı endişesi, ciro zararları etkileniminde , kopyalamacı ve kalitesiz ürün çıkaran uzak doğu ,marka ve rantcı büyük şirketlerin baş düşmanı konumuna konmuştu bile.uzak doğunun küresel ekonomik dengeleri alt üst etmesi sorunsalına girmeden ama bağıntısı yadsınmadan.

                  Eğitimsiz ve gelenekçi tabusal algı donanımlı kitleleri, savunma ve ilaç sanayinin oryantal rant ve ciro eksenli tiyatral senaryolarını algılamaya başlayan dünya karşısında yitirilen itibar ,ek olarak sömürge ülkelerin sosyo kültürel yapılarını oluşturan etnik kimliklerin seçkinler sınıfının hakim gücü ile etnik azınlıkda kalanların sosyo kültürel haklarının kabul edilmemesi ile oluşan toplum devlet çatışması sorunsalı baskı ve şiddet zoru ile etnik azınlıkların sosyo kültürel özerklik haklarını tanımama sorununu uç noktalara kadar gelmesi sonucu, devletin halkcı olmayan bürokratik rejimin toplumsal talepler karşısında çözümsüzlüğü biriken bir tıkanma noktasına sürecini küresel ölçekte başlattığı anda kitleleri birbirine kırdırarak, bu kaos da silah satan amerikan şirketlerinin duraksama evresi başlamıştır fakat üretim döngüsünü sürdüremiyen tekno-üretim endüstrisinin durağanlığını bozmak ve çakma ve ucuz ürün tüketicisi alt kültür insanına demokratik özgürlüklerini ve sosyo kültürel yaşantısını değiştirmesi fikrini idealistik çakma bilgeler ve etkili olduğu medya ile sosyo toplumun alt bilincini demokratik sistemi özümseyerek isteme refleksleri ile motive ederek tarafsız kalan liberal kitleyi demokratik yönetim isteyen ve arzulayan algı güdülenmesine sokmuştur.

                Bir ülkenin çoğunluğunu oluşturan muhafazakar gelenekçi tabakayı demokratik yaşam biçimini isteyen söylemci modeline sokarak diğer idealist ve tutucularıda popülist retorik koşullanımda kendine çeken bir taraf içine sokacağından demokratik özgürlükler ve haklar isteyen halk portresini tamamlayacaktır. Evriştirilen bu sürece kadar oryantalizmin etki etmesi yeterli olacak çünkü gelenekçi sosyo kültürel dinamiklerin değişim süreci kendi kendine arzulayan tekno-endüstrinin tüketicisi kıvamına getirecektir .emperyalist sistemin oryantal paradigmalarının tiyatral dengelerini bozan uzakdoğunun kontrolsüz gücünene hakim olma ve yönlendirebilmenin yoluda yine o ülkenin iç dinamiklerini aynı potada ergiten düşünsel çözülme sürecinde ilk kıvılcımlarla başlatılmıştır.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

FİKİR TEATİMİN KOGNİTİF BAHÇESİNDE KIMIL İZLEKLERİM

  










                     sen kalbi kırık bir hominidin

                     hüzünlü işlevisin.

                     Az kadar çok

                     çok kadar alçak .

                     ölümcül tabum

                     ölümsüz lavuğumsun.

                     seviyesi yükselen ziriltinin

                     tonlaması antipatik

                     hıçkırık'ları travmatize ise

                     erotomanikdir sanrıları.

                     dinamik'se paranoyan

                     primitif olmasın argümanın
.
                     seraya alınmışsa algıların

                     maksimize olmuşsundur dün

                     dün de o gün, o gün de

                     şu gün.

                     lümpen kaşıntıların

                     itkilerindendir ya da

                     günün bitkilerinden se

                     bu deyil bu deyil.

                     Olsa olsa bu

                     ya da şu

                    dalaşım falan fişman.

                    Tekabül se bu defa

                    ergen sivilceli bülbül

                    elektriğini alır gider.

                                                   Az çok iken çoktur

                                                                                    çok çok iken yoktur.

1 Temmuz 2010 Perşembe

FİKİR NAKKAŞLARI TILSIMI TİTREĞİNDE KELİMELEŞEN HARFLERİN BİÇEMLEŞEN YORTUSU


           




              rutin rintintinliğiyle , sarmal karmalarla kalıplaşan yerkürenin başkalaşan ve değişimini umarsız ve kuralsız temeli, aykırı olmaklığıyla benzeştirmediği rast gele bir düzenek içinde varolmaya başlattığı öte si ile çekişen felsefesini doğururken düzenek içinde mimlenen tüm sabitliklere inat ,kendi ekseninin rastgeleliklerle genişleten paradigmasının kaygan merkezi ;her zaman başka biçemlerde  ve  imgelerde varlığını dönüştürerek süregetirecektir.
  
            Kural bütünlükleri ve anlam düzenekleri ile tarihe sabitlenen meşhur realitesi klasikleşen düşünlerin ve edebileşenlerin varlığına inat, kural dışı olmaklık  içi , kendi sebepleri ile yoğuşan anlağıyla basit argümanların ölümsüzleşmeyen yanlarının bıraktığı izler silinip gitmezler ki. Onları eleştiren gizli tümcelerle kapsanarak gizli örtüsü altında sindirilmiştir.

             Eleştirel hedefler kazanımını yüklenirken yeni doğan kelimeler ,mantık dışı çözümleme parçalaması yokoluşu olmazken yüklendiği tabusal anlamından soyunan , başka eylemlere giydirilen elbiselere dönüşen yanı ; eyleme göre renk alan anlam biçemleri koyar ortaya.

            Savruk bir hayatın düzmece kabullenmelerinden gelen sahte anlamların gerçek şekiller büründüğü bir platformda ,özgürleşen fikirlere dur diyen, olur olmaz kurallar getirecek dayatmayı ortaya koyan ,yanlı olan ,yansız olan ,durulan ,gerilen,sessizce izleyen, mikserlik yapan ,mutfak robotluğu yapan ,sanal düzlemde oynanan rollere dönüşen bir yapısı olmaktadır .

             tüm davranışlar ve hareketler anlamsız şekillerinde kelimelerin dans eden cümleler halini alması ile bir ruh almakta ve konuşan kelimelerin uzayan dilleri de olmakta , yazılıp gidildiği arkası sıra bazen de buruk bir durak yaşamakta , anlamsızlaşmakta ,bir boşluk üzerinde düşünen hiçlik  yapısını sindirirken anlamını bulduğu anda sürükleyip götürdüğü dizeler olmakta.

               bazı karşı koyuşlar bir anlam içerir gibi görünse de anlamını alamadığı bütünlüğünden ayrışık raylarda vagonlarını çekmekte kimi raydan kopuk kimisinde kaynadığı bir punta olmakta ne bir adım gidebilmekte nede gerileyebilmekte .

                 kimi kelimelerinde geldikleri köklerinden uzaklaşmacı hareketinin sorgulandığı öz gelişi didiklenirken zihinden çıkan şeklinin üç boyutunu görmezken anlam yoğuşmalarında kaybolan fikirlerle silinip gitmekte zihinlerde , belki bir siliniş değil de uzaklaşan yolun sonunda gizi olarak beklemekte.
               
                 hır gür olduğunda kelimeler , çarpışan harflerin birer piyon görüntüsünde hükmeden cümlenin ağır baskısıyla direnmişliğini umursamadan emir eri karşı duruşu aldığı şekilden gelen biçimi olmak zorunluluğundadır itirazsız .

                dolaştı kelimeler birbirine ve dolaştı kendi  içinde , bir anlam yine çıkmadı . noktalar götürmüştü virgülleri kaybolan soru işaretlerini aradı , ünlemler kesik kesik tirelerle alıp götürdüler ve aldılar bir parantez içine yinede yığıldı kaldı yılgın eleştirisinde cümlelerin .

                Yeniyi didiklemenin eski merkezli savuntuları kalıp merkezli çivilenirken, kökünde başkalaşan yanı değişimin durağan süreç olmama inadında son sürat.
           
                nesiller arası diller karmaşıklaştı, yeni çağın açmazları bir çözüm gibi üretildi . yalından çok farklısallıklar türerken geri ye dönüş özlemi büyüttü içinde ve sanki farkındalık  yansıttı .

                türeyen zaten  küflü geçmişin sarı oksitleriydi .

                yeni nesil yabancılaşırken geçmiş küfüne , bir bağıntı arayışı sürekli vurdu kendine