Sayfalar

Powered By Blogger

4 Mart 2010 Perşembe

POLİTİK SÖYLEMLERE GİRME SENDROMU VE BU SENDROMUN ÇEVRESEL ETKİLEŞİMİ.


öncelikle bu tarz söylemler içerisinde bulunmak ve bir taraf tuttuğunun yansıtması kalıbına girdiğini ispatlama çabası hangi psikolojik sıkıntının dürtmesinden doğmaktadır ..???
toplum içerisinde ön taraflara kendini çıkarma mantığıyla ,farklı kişilik yapısında olduğunun resmini çizerken de herhangi bir politik düşünce ve duruşunda olduğunu gösterme çabasına hangi tanımlama daha uygun olabilir ..??
bu söylemler içerisinde iken de kendi bulanıklığının yanlışını görmeden çevresine olan tepkileri de sendromunun puslu bakışları olabilir dar açılı dünyasında ki.!!
politik söylemlerle kedilerini ön plana çıkarmaya çalışanların da aslında savundukları objelerin kendileriyle barışık vede karışık yapılanması var mı acaba .??
yoksa iş olsun torbamı dolsun mudur .dostlar politik söylemler içerisinde görsün de bunda aydınlanma işıkları var geceleri lambaları yakmayalımda onun ışığında aydınlanırız da enerji tasarrufunda mı oluruz desinler diyemidir .??politik söylemler içerisine giren kişiler arkadaşlarımız ve yahut eşimiz dostumuz olduğunda kurdukları cümlelerin kendilerinden uzak bir rantın ''şakşak'' çılığını yaptığını görmenin görseli gözünüzden düşen kaybı olmaz mı ..?
düşünce söylenir amenna ama birileri cebini dolduracak ve savunduğun insanın düşüncesini ve yapacaklarını bilmeden bir duruş içerisinde kendini göstermek ne kadar anlamlı olabilir ....??
politik söylemler içerisinde iken hararetli bir şekilde savunucu görüntüsü çizen karakterin tüm hakaretlerinden,saldırılarından dingin bir deniz sakinliğiyle eş dost arkadaş kavramlarını sessiz sakin insanlarla ılımlı bir ortamda yapıcı ve olumlu ruh hali içerisinde duygusal bir karakter rolü çizmesinin kişilik bölünmesinde ince bir çizgimi çizmektedir yoksa alışagelmiş bir karakteristlik midir herkesin benimsediği ...???
yada bu politik söylemler içerisinde kendini göstermeğin sosyal statü içerisinde bir ben çok okumuşum, çok bilmişim kendimi aşmışım ,insanlık üstü değerlere ulaşmışım görüntüsünü verme çalışması mıdır .??

tabi ki bu davranışlar içerisinde iken ummadığı şahıslardan da olumsuz tepkiler gelince kaçma bahanesi de konunun orada kilitlenip kalması düşüncesi ile sıyrılması mıdır tüm düğümlediğinin çözümlemesi ...?
sen kalk dandik bir politik söylem ardından millete istediğin aşağılamayı yap herkesi küçümse ve ardından da kendini ak kaşık tanımlaması ile düz bir zemine çıkar yaptıkların zeminin altında kalsın ondan sonrada kişiler çok yanlı tutum içindeler de ,kendini evrensel fikir yapısında göster birde yaptıklarını söyleyince bana iftiradır de işin işinden çık olacak iş midir bu ben bu yapıdaki kişide umut arayanlardan da şüphe ederim :))
bu board ortamında bu söylemler içerisine girmek ne kadar doğrusal bir davranış olabilir ki kişilerin gerçeklikleri bile bir tutarlılık göstermediği halde vereceği tepkiler ve alacağı tavırlarda ne kadar ılımlı olabilir ..? :))((
eski politiklerinde aşırı savunuculuğunu yapmış kişilerin bir çıkarları olduğu için bir idealizm gibi hararetlice savunuculuğunu yapmış eski bir kesim vardır.bu kesim gözü dönmüşçesine çok anlamsızca zararlı davranışlarda bulunmuşlardır yaptıkları eylemlerin ve söyledikleri tüm sözlerin gün gelmiş saçma sapan değerler olduğunu anlamışlar ve yinede vazgeçmeyip yeni oluşumların savunuculuğunada soyunmuşlardır ve her durağanlaşan politik oluşumları terkedip güçlenen yeni politik oluşumların savunuculuğunuda yapmışlardır .amaçları farklı yönlerde giden politik oluşumların kurucuları idealist yapılanmada görünen oluşumlarının arkasında her zaman çıkar kaygısı ve rant peşlerinde koşarken bizlere yakın olan bu oluşumun savunuculuğunu üstlenmiş halk kahramanlarımız da yine bizlerle kötü olma durumuna girmişlerdir. bu rantlar ve çıkar kavgalarından diğerleri faydalanırken bizimkiler de aptallıklarına doyamamışlar ve aynı anlamsız tutumlarını devam ettirmişlerdir.
politik söylemlere giren kişilerin de bir çıkar kapısında beklediği düşüncesi de geçiştirilemez :)
politik söylemler içinde olup da milyonlara hitap ettiklerini düşünenlerin aslında buradaki üç beş kişiye hitap ettiğinin farkına varmasına daha ne kadar işaret gerekecektir :))
sendromların yerini alan kuzuların sessizliği yeni bir oryantal suni gündemin oluşumuna kadar sessizliğini koruyacaktır meclis tatile girince sendromcular da sessizleşir :)
oryantalistler teker teker sahneden çekilince karmaşa için bahaneler üretme sendromları da önceki kısa gelen sürekliliğini de devam ettirecek mi acaba yoksa yeni bahaneler mi uydurulacak .
bir kaç kişinin estirdiği fırtınaları kendi bozgunculukları ile dağılan yapılanmasını nasıl sürdürecek acaba bakacağız vede göreceğiz gittiğimizde yok bir yere
yoksa meclis tatile girince mi geri çekilmeler başlamıştır nedir :)
sonunda sosyal paylaşım platformları,meclis perdesini tamamen yansıtır hale geldi... düşman gruplara bölündü anlamsız ve yanlı kavgalar başladı!!
diyerekten bir topic açıldığında tüm yapılan hakaretler karşı saldırıların üzerine perde çekiliyor sanki herkesi düşman eden gruplara bölmeye çalışan kim acaba da suçu üzerinden atma çalışmasında hiç te inandırıcı olmayan bir yansıtmayı herkesin yutması beklenebilir ki :)
politika bir yalan merkezinde momentleşirken uzayıp giden yalanların ve sahte yanların ölçüsünü kara toprak sonlandırır.
ne kadarda dirense sonuçsuzlaşan bir yalan merkezidir ,kendisi ile barışık olmayan.

3 Mart 2010 Çarşamba

KÜRESELLEŞEN DÜNYA VE EMPERYALİST GÜÇLERİN KAPİTAL DÜZEN İÇİN GELİŞTİRDİKLERİ ORYANTALİZM İLE BENZEŞEN GÖRSELLİKLERİ


insan farklılıklarının temeli görsellikten öte zihinde başlar.farklı düşünceler farklı ideolojiler ve bunların önüne geçen hayvansal dürtüler ,insanlar farklılaşırken düşünsel anlamda en kilit noktası bu içgüdülerin yönlendirilmesiyle kazandıkları kişilikleridir ,eğer ki bu farklılıklar olmasa tek tip insan modeli olsa idi monoton bir hayat olacaktı . kimse bir fikir yada nesnel olgu üretmeyecekti .çünkü bir sebepleri olmayacaktı .yada içlerinde ki yaşama karşı geliştirdikleri hınçları olmayacaktı ki bu olsa dahi ütopya olacaktı .tek tip insan modeli olmaz olsa olsa robotlaşmış insan modeli olurdu .bu olsa dahi yine insanın ego su ağır basacaktı .bu ütopyayı yıkacaktı .
emperyalist güçlerin kapitalist düzenin sürekliliği için geliştirdikleri oryantalizmin basit bir görselliği vardı 10 sene öncesine kadar .ve illegal düşünüş biçimleri her daim oryantalizmin 20 sene sonrasına kadar kurgulanmış programlarından bahsederlerdi .bazen hayal ürünü fikirler bazende gerçekliğini hissettiren işaretlerini parlatırdı .ve ozamanlarda görsellik ön planda değildi düşüncelerini sorguluyorlardı kişiler .bir ideoloji bir yaşama biçimine ilişkin düşünsel yaklaşımlar içinde idiler .şimdi ise. toplumsal değişim sürecine büyük katkısı olan küreselleşme etkeni öyle bir şekilde ağırlığını koydu ki ;toplumumuz alt kültür ve üst kültür farklılığını kırsallıktan kentselleşme sürecine dair bir yapılanmanın karmaşasında birde küreselleşmeye girmesi ile düşünsel yaklaşımların artık kapital anlamda maddeciliğe doğru yönleşen,fikirsellikten uzak kişilik kalıpları çıkardı ortaya .
yani kısa anlamda ;oryantalizm varlığı yada yokluğu irdelenirken öyle bir yapılanmasını oturttu ki toplumsallık merkezine insanlar alt kültür yada üst kültür ayrışması olmadan bir bütünlük içine girdiler.bu bütünlük elbet ki,kapitalist bireyler topluluğudur .hiç bir üretim yok tam bir tüketim toplumu ve bu tüketime yetişecem diye hızlıca koşturmacası ile tükenen bir benlik.
KİŞİ BENLİKLERİNİN OLGUNLAŞMA SÜRECİ ;ne kadar kapital oldukları değerler ile alt kriter yapısı ile ölçülür oldu . kişi erdemlilikleri yine kapital olabildikleri kadar değer kazandı.ve sonuç olarak insan olabilmek anlamında farkındalık geliştirebilecek özelliği bilincin en alt katmanlarına çekildi .
bir ideolji yada düşünsel anlamda yetkinliğe ulaşabilme değerleri kaybolmaya başladı .
ve insan teknolojik ilkel bir varlık sürecine girdi .
eğitim arttı fakat düşünsellikte bir gerileme başladı her taraf tahsilli teknolojik ilkel insanlarla doldu . ve bireylerle düşünsel anlamda bir fikir beraberliği yapılacak ve insan geleceği için sistemler geliştireceksin mantığı tuz buz oldu.
trend ve etiket kaygıları ile örülü bir endişe büyütür oldu insan .
soyut toplum kavramı yerini görsel ve nesnellik bezeşmesi yüklenen somut toplum anlamını yüklendi .
fikirlerin nötralize olduğu tersbükey düzleminde bensellikler sardı .
önce ben, önce ben .başkası hiçbir zaman da yerini aldı .
bir sebep buldu kendisine ona erek dedi,
anlamını bilemeden kavramında totalleşti,
görsellikle büyüyen efektleşmeler birincil temel oldu .
yanılgılar sonuç oldu, neden sorgusuz kaldı.
içerik kendi içinde yedi kendini ,yüzeysellik yüzdü en sığında.

KARMAŞALAŞAN TOPLUMSAL DEĞİŞİMİN FARKLILAŞAN SÜRECİNDE İNSAN OLABİLMEK ADINA TETKİKLER


           insan olabilmek anlamında kendisinde olgun bir kişilik yapılanmasını oturtmuş bireylerde hayata bakış açıları her daim pozitif duygular barındırır .

            bu pozitif duygularla , bireysel ya da toplumsal iletişimlerde , kişilere yaklaşımlarında etken rolü olan dostça eğilimleri ile karşılar ve her etkileşimi algılamasında da bu dostça eğilimlerden kesinlikle taviz vermez.

             normal şartların dışında dahi olacağı ortamlarda bile kesinlikle düşünce yapısını bozabilecek şüphe yada düşmanca duyguların etki yapabileceği nedenleri duru zihni ile görür ve yaklaştırmaz .
            
             alt kültür ve üst kültür diye ayrışan toplumun küreselleşmesinde ki değişkenliğinin sabit olmayan sürecinde seçicilik yapmaz .her bireyi evrensel düşünce bazında görür, kişi yaklaşımlarında kimlik ayrıştırması yapmaz .insan insandır der ve kendisini bireysel ve toplumsal alanda farklılık geliştirememesine dönüşebilecek düşüncelere ya da davranışlara kesinlikle girmez.

              çevresel döngünün kısır verimsizliğine karşı nesnel yada olgusal anlamda üretken olma ve bu ürettiklerini başkaları ile paylaşma ve bu paylaşımdan insanların olumlu etkileşimlere girmesini sağlamaya çalışması ile hayata karşı duruşu olarak farkındalığını ortaya koyar .

                 popülarite , moda ,vb... görsel oluşumlara hiç bir ilgi duymaz .bu olumsuz bir yanmışcasına durum oluşturduğu yanılsamalarından uzak tutarak kendisini ,özünden kopmuş kültürel değerlerin bir değişkenleşme sürecinin geçmiş tarihinde de aynı toplumsal etkileşimlerin , bireyler üzerindeki aynı davranışlar içeren yanını şekil olarak değişkenleşme farklılığı olduğunu ince ve keskin zekası ile bilir.

                  toplumun değişkenleşen yapısına etken olabilecek nedenleri ,farkında olmadan ürettiğimiz ,anlam katışmalarımız ve tipiksel davranışlarla etmenleştirdiğimiz katkılarımızın sebeplerini algılamaya dönük bilincin kapalı kapılarında beklettiğimiz zebanilerimizin dış dönükleşen başkalaşmalara verdirmediği anlamların üretkeni olduğumuz başlangıcında yerinde sayma adımları dışa doğru eğrildiği yansıtmaları ile bir iç yanılsatma yaşatırlar .
                ve dolu dizgin gittiğimizi zanneder iken algıların kapalı kapısında durağan olduğumuzu hiç bir zaman algılamayacağız gibi.

               inaçsızlık mı yada eğitimsizlik mi bireysel bozuklukların etkenidir diye bir sorgulama içerisine girmek ; yanılgıların yönlendirdiği bir tespit de olabilir.

              çevresel yada toplumsal dışlamalar ne kadar da ağır  baskı yapsa değişmeyecek direncini ortaya koyacak tavırlar bir iç güzelliğidir , taviz vermeyecek kişiliğin karşı duruşu olarak ortaya koyduğu tepki...

KORKUNUN SEVGİYE DÖNÜŞEBİLME DURUMUNA ÜRETİLECECEK ETİK KURAMLAR ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER


bu durumu basit düşünce platformuna indirgediğimizde .soru olarak ;bir insanın diğer insandan duyabileceği endişeleri yada kişiye karşı şartlı yaptırımların baskısı ile kazanımında ,ödül yada ceza şeklinde bir karşılık ile sonuçlandıracağı bir ortam içerisine sokulmasın da ,kişinin hissedebileceği endişe yada korkularının sevgiye dönüşebilme durumuna tamamlayıcı yada tamamen reddeci tezler neler olabilir..?
bu durumu bir anlamda sado-mazo eğilimlerin kişiliklerinde oluşturduğu ağır tahribat sonucu bir kısmında da nevrotik kısır döngü etkenliğini de barındırdığını varsayarsak ;alt kültür ve üst kültür bireylerinin ,çekirdek aile yapılanmasında kişileri etkileyen merkezden etkileşime girenlerle ,yaşanan sosyal yaşantısı ile de girecekleri durumu değerlendirmekle de başlanablir. psikoljik önermelerin çoğunluğunun ortak bir gelişmesinde buluştukları bir merkez nokta vardır ki . bu merkez nokta kişinin çocukluğunun büyüme döneminde aile bireylerinden anne ve babasının alt kültür yada üst kültür gelişmemişliğinde ki insan olabilme mantığı dışında ki farkındalık geliştirememiş kişiliğinin ,çocuklarına koruma ve gözetme iç güdüsü ile sürekli bir baskı ortamında davranması ve yasaklayıcı kurallar la beraber kısıtlamalı davranışlara sokması durumunda .etkileşime giren çocuğun çocukluğunu yaşayamaması ,özgürce davranamaması , hayatı ve çevresinde olup biten tüm nesnel yada olgusal oluşumlara özgürce açıklamalar getirememesine engelleyici davranış zorlanmasına sokulması ile çocukluğun dar kalıplar içerisine iterek yaşamını sürdüreceği bir süreç içine girecektir.
tüm psikolojik önermeler çocuğun bu noktadan sonra kişiliğinde eksi yöne doğru bir gelişme ile devam edeceği noktada birleşirler .
ve çocuğun girdiği bu süreç ,içerisinde anne babaya karşı içinde geliştirdiği gizli bir öfkeyi barındırarak saklar .
içerisinde gelişen bu öfkenin anne babasının kendisine kısıtlamalar getirdiği kurallara karşı koymanın gerekliliği ,konusunda yalnız kaldığında sürekli olarak baskı yapmaya başlarken de beraberinde çift kişilik oluşmasına etken olacaktır.
ve çocuk gün gelip te içindeki özgürlüğün öfkesine kattığı karışımla bu yasakları çiğnemeye başladığında ; içindeki karmaşanın olumsuz yöne doğru ittiği tetik davranışı ,çocukta kişisel bozuklukların psikopatlaşmasına götürecek, ilk suç işleme ve bundan zevk alma deneyimini başlatmış olacaktır.

anne ve babanın ,çocuğun bu davranışına ceza olarak getireceği ;dayak atma ,aşağılama ,bağırma şeklinde ki eylemleri ile çocuğun psikopatlaşma sürecine etken olacak eylemlerin bilinçsiz kısmını başarıyla tamamlamış olacaktır.
bu bir başlangıçtır, çocuk psikopatlaşma sürecine girmiştir ve artık çocuğun algılama tarzı ile davranışları da olumsuz şekilde ilerliyeceğinden ,bu noktada kriminal suçları işlemeye başlamasına ,anne ve babanın da ortak olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır .

ve çocuğun suç alanında yapacağı eylemlerin karışıklığı ile seçimi ,hayata etkileşime girmesi ile de değişkenlik gösterecektir.
psikopat olarak yetişmiş bu bireyin ilk şiddeti ailesinden görmesi ve bu sado- mazo eğilimlerle beraber kazandığı kişilik yapısında ,kendi faciası içerisindeki farklılığı ayrıştırmaktan uzak olarak .ailesini kendindeki benzeşmelerle uyuştuğunu düşündüğü için yakın hissedecektir, bu noktada ise ; korku ,endişe ve öfkeye dönüşen duygular sevgiye dönüşmüş olacaktır.
bireysel etkileşim alanında açıklama getirebildiğimiz bir analiz şeklinde yansımalardır , bunlar .
bu durumu dialektik kuramlar üzerinde değerlendirebilme , konuşabilme özgürlüğü ve bu potansiyeli barındıran kişilerle buluşma ortamında olmadığımız varsayımında bu noktadan da ileriye gidemiyeceğiz .

1 Mart 2010 Pazartesi

DÜŞÜNDÜĞÜM DE Kİ DÜŞÜNCEM


DÜŞÜNDÜĞÜMDE DÜŞÜNDÜĞÜM DÜŞÜNCEYİ GERÇEKTE DÜŞÜNÜYORMUYUM YOKSA DÜŞÜNMÜYORMUYUM DİYE DÜŞÜNÜYORUM

insanın düşüncelerinin zihnindeki oluşumu ve beyninin içindeki dolaşımını düşünmek bir işletim sistemindeki gibi dosyalar arasındaki boşluklarda akışmasını algılamak gibi yada uçsuz ufukları görebildiğini düşünmek gibi algılanamazmı.??

düşüncemizi kapatıpta iç güdülerimizle ne kadar yaşayabiliriz.??

böyle bir yapıya girsek nasıl bir tanımlama getirilebilir.??

kapatıp derken yani olaylara ve tanımlayamıyacağımız oluşumları düşünmemeye gayret göstererek kendimizi yormadan bitkiselmi olurdu biraz tanımlaması.??

düşünceler tüm hızıyla kuşatırken zihnimiz diye tanımladığımız benliğimizi ,düşünülen bir monoton tek düzelikmidir yoksa çılgınlaşan hayvani isteklerimizi doygunlaştıran durdurulmaz dolu dizginliğimidir.

yoksa kendi yabancılığımızın bir sınırı olmadığının sınırsızlığımızı, bir noktada durdurmakmıdır.? düşünmek adına ilkelliklten uzak evrenselliklerden bir pay nasiplenememekmidir ...??????????????

ya bu beyindeki işlemci görevini sadece kendi oluşturduğu salt değerler üzerinde yapıyorsa işlemini ..?

ya anakartı ile uyumlu değilse bu işlemci anakart eski kalmışda yeni işlemci taktı ise gerekli işlevini yapabilirmi içindeki uyumsuzluklar ile ..?

devamlı bir hata mesajı vermezmi..?

belkide ön belleğini açacak komutu bile veremez.? hiç çalışmaz belkide .çalışıyormuş gibi görünen fanlardır belkide,görsellikte hareketli olan ve gürültülü çalışan ..!!!

HİÇ BİRŞEY


hiç bir şey hiç bir şeyi değiştirmeyeceğinden ,hiç bir şeyle yola çıkarak ,hiç bir şeyi değiştirme çabası sonucunda elde edilen hiç bir şey vardır ki ;oda hiç bir şeydir.

işte insanlar hiçbirşeylerle uğraştıklarından ,hiç bir şeyin hiç bir şeyi değiştirmeyeceğine hiç bir zaman hiç bir anlam vermezler ve zamanlarını hiç bir şeye önem vererek ,hiç yere hiç birşey yapmazlar.

ve insanlar bu hiçbirşeylerini öyle bir överler ki ; kendileri hiç bir şeyken hiçbir şeylerinin bir şeyler olduğunu zannederler ve çevresinde hiç bir şeylerin dışında bir şeylerle uğraşanlara hiç birşey ifade etmeyen hiçlikleri ile eleştirirler ki ;onlarında hiç bir şey olmamalarını isterler.

oysa sonuçta hiç bir şey elde edilmiştir.fakat bu hiç bir şeyleri mantıksız bulup zamanın önemli şeylerle değerlendirenler ,insanlığa hiç bir şey yerine bi şeyler yaparlar.

ETKEN VE EDİLGEN GÜNCELİMDEN SARKAN PRAGMATİK İZLEKLERİMİN KIRILGAN HALLERİ



hayat deli fişek hallerini yoğun yortulara işlemeye durduğu, rutin devinimine başlar iken ,durgun ve dingin arılığından ışıldayan güzelliklerin görsel şaşaasının gizli çekinceleri sır gibiydi ...

ve çözücüsü ise bir bilinmezlikte anlık tesadüfünden uzak bilinci ile öngördüğü şartlanmaların karşı durulmaz kabullenmesi ile basitleştirdiği kaos kaçığı fikir düzleminde , tüm olguları ve nesnelleri metafizik görecesinden uzak hikaye şekillemelerinde ölçüp, tartıyordu ...

ve çekincelerin öngördüğü tartışmasız ,yorumsuz olguların olduğu şekli ile kanıksama ve buna benzer söylemlerin afaroz edilme çıkarımından gelen derin endişelerle süklüm püklüm bir yaşantı ....

yada tüm düşünsellikler dondurulmuş ve yorumsuz köşesine bastırılmış ,hissedildiğinde ulaşılmayan uzaklık...

yada kabullü , kabulsüz yaptırımı işlevsel zorunluluk işlenmiş bilincin tümden uzaklaşan, minik ayrıntılara kilitlenmiş odak noktasında gündem güncellerinin sönük kıvılcımları ve ateşlenmeye çalışıldıkça parıldamaz matlıklar.........

yırtık ,sökük parça parça da olsa dökülenler bir düzen içnde sıralanmamış .savruk ve dağınıklığı ile bir safda duramamış.gel gitlerini hiçe sayarken düzlemini kendi oluşturduğu bir durdurulmazlıkta sınırsızca savruklaşmanın zevkini, bazı doyası, bazı umursamazca bazı da gerçeklikleri metafizikle örtüşen çözümsüz denklemini çözümlemesizce ama kabullenmesiz özgür fikirlerin paradoksunda nefes almak da şenlendirici idi...

izleklerimin son sürat görselleri belirginleştiğinde deli fırtına yağmurlarla ıslanırken ,tüm düşüncelerin odaklandığı sırılsıklamlık ,kuru bir havaya ulaşmak için fikirleri çoğaltır fakat o anda da şiddeti artan yağmurun yarı ışık yolları bulandırırken , ıslak asfaltın göz kamaştıran yansımaları akşamı da soğuk serinliğine gömdüğü donduruculuğunu iliklerime kadar hissettirir....

yine düşünceler bir karmaşaya tutulmuş, etkileyen çevreselliklerin çoklu iğne uçları delip geri çıkmaktadır durgun zihinimde....

soğuduğunda akşamlar, karanlığın ısıtan yüzü kış ortası demeden içinde başlatabileceği yangınların dumansız alevleri renksiz ve kokusuz bir şekilde yakıp kavurabilirdi;kemik donduran karanlığın konuşkan sıcaklıkları bile iç söylemcisyle başabaşa da bir çene çaldırabilirdiki içinde doğan güneşin ışıkları ile de ilintili olabilirdi.....